Hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz.

Bizden de: Çam sakızı çoban armağanı...!

13 Şubat 2019 Çarşamba

AZERİLERİN TÜTK BAYRAĞINA KARŞI TUTUMLARI


Hamidiye zırhlısı

70'li yıllarda üniversitede öğrenciydim. Aşırı milliyetçi Alparslan Türkeş ve partisi MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) ve onun sempatizanları ortalıkta terör estiriyorlar üniversitelerde öğrenci olayları eksik olmuyor günde 3-4 kişi ölüyordu. Aşırı milliyetçiler Azeri şarkı olan " Çırpınırdı Karadeniz" türküsünü milli marş haline getirmiş. Bütün olaylarda onu kullanıp milliyetçileri şiddete teşvik ediyordu. Türkünün musikisi güzel olmasına rağmen bu nedenle en nefret ettiğim türküydü. Hep merak etmiştin bu türkü neyin nesi nerden geliyor diye. Araştırdım. Birinci Dünya savaşı sonuna doğru 1918 Erivan bölgesinde Ermeni devleti kurulunca, Ermeniler, Azeri katliamına başlamışlar Nuri Paşa Osmanlı ordusuyla o bölgeye gidip katliamı önlemiş, Bu duygusal durumu yansıtan Azeri şair Ahmet Cevat bu şiiri yazıyor. Azeri besteci Üzeyir Bey'de besteliyor. Fakat Türk milliyetçileri besteye sadık kalıp, şiirin bazı kıtalarında değişiklikler yaparak kendi milli marşları haline getiriyorlar.

Milliyetçilerin Yaptığı Değişikliğe göre Şiir:

Çırpınırdı Karadeniz
Bakıp Türk’ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına

Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk’ün bayrağına.

Kafkaslardan esen yeller
Şimdi Sana selam söyler
Olsun bütün Moskof eller
Kurban Türk’ün bayrağına.

Ayrı düştüm dost elinden
Yıllar var ki çarpar sinem
Vefalı Türk geldi yine
Selam Türk’ün bayrağına.

Kafkaslardan aşacağız
Türklüğe şan katacağız
Türk’ün şanlı bayrağını
Moskova’ya asacağız.

Türk eşine, Türk eşine
Kıyar mı hiç Türk eşine
Bütün dünya kurban olsun
Türk’ün Başbuğ Türkeş’ine
Ülküdaşlar dua etsin
Türk’ün Başbuğ Türkeş’ine.

Aynı şiirde Azeri milliyetçileri de değişiklik yapıp. Azerbaycanlı kadın şarkıcı Azer'in okuduğu şiir:
https://www.youtube.com/watch?v=PUcNcS9JUso&list
Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına
Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk'ün bayrağına
Kafkaslardan aşacağız
Türklüğe şan katacağız
Türk'ün şanlı bayrağını
Turan ile asacağız

Azerbaycan bayrağını
Karabağ'da (Karabağ) asacağız
Ahmet Cevat'ın Yazdığı Orijinal Şiir.
Çırpınırdın Karadeniz bakıp Türkün Bayrağına
Ah diğerdim heç ölmezdim düşebilsem ayağına
Ayrı düşmüş dost elinden yıllar var ki çarpar sinem
Vefalıdır geldi giden yol ver Türk’ün bayrağına
İnciler dök gel yoluna sırmalar diz sağ soluna
Fırtınalar dursun yana selam Türk’ün bayrağına
Hamidiye ve Türk kanı hiç birinin bitmez şanı Kazbek olsun ilk kurbanı selam Türk’ün bayrağına
Dost elinden esen yeller bana şiir selam söyler Olsun bizim bütün eller kurban Türk’ün bayrağına
Yeni akite tanıtılan Ahmet Cevat'la ilgili notu buraya koyuyorum:

Çırpınırdın Karadeniz şiirinin öyküsü

Çırpınırdın Karadeniz şiiri, 1914 de Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesini büyük bir merakla ve heyecanla izleyen Azerbaycan şairi Ahmet Cevat Hacıbeyli tarafından yazılmıştır.

11 Ocak 2017 Çarşamba 19:32
Çırpınırdın Karadeniz şiirinin öyküsü
Bu şiir, Nuri Paşa’nın kumandasında Osmanlı askerlerinin Azerbaycan Türklerini Ermeni ve Rus soykırımından kurtarmak için yaptığı fedakârlığa atfen bestelenmiştir. Gence de yazılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nda Ahmet Cevat, Türkiye’ye gelerek Çanakkale başta olmak üzere çeşitli cephelerde Türk düşmanlarıyla savaşmıştır. Ermeni mezalimine uğrayan Kars, Ardahan ve Oltu’ya “Bakü Müslüman Cemiyeti Hayriye'si” adlı kuruluş kanalıyla gelmiş ve uzun süre kalarak, yetimleri ve açları doyurmuş, giydirmiştir.
Ahmet Cevat, o günlerde verdiği mülakatta şöyle diyor:
Bizim Kars ve Ardahan’a gittiğimizden o kadar memnun oldular, o kadar sevindiler ki, gözlerimiz yaşardı. Hepsinin solgun dudağından boyasız bir tebessümle beraber şu sözleri işitiyorduk: “Hamdolsun Allah’a bizim de cana yanandık edenlerimiz varmış. İnsan ölürken de kardeşinin kucağında ölmelidir. Yaşasın kardeşlerimiz:” Bu sözler kardeş yardımına koşan Azerbaycan halkına minnettarlık, şükranlık cevabıydı,” demiştir.
Bu büyük şair, 1937 de Stalin tarafından “Türk casusluğu ve Türklere yardım etme” suçlamasıyla, kurşuna dizilmiştir.
Yeni Akitte "Bir Ermeni Gelin" romanından alınmış, bestecisi Üzeyir beyin bir anı hikâyesinde buraya koyuyorum:
Üzeyir Bey durdu. Kıtayı bir daha okudu. Kâğıda çizdiği resme baktı. Sonra piyanonun üstündeki resme baktı. Taşbasması resim ona Türkiye’den gönderilmişti. Hamidiye’nin resmiydi. Türklerin gururu gemi, Sivastopul’u bombalayan, Yunan Harp gemilerini bombalayan gemi… Odada bulunanlar merak etmişlerdi. Üzeyir Bey, büyülenmiş gibi neye bakıyordu? Herkes ayağa kalkmış piyanonun üstündeki resme bakmaya başlamışlardı.
                                     Hamidiye Zırhlısı
Üzeyir Bey konuklarına “Bugün 8 Eylül” dedi. “Türk Ordusu bir aydan fazladır harp ediyor. Ordularımız İzmir’e yaklaştı diye yazıyor gazeteler. Tanrım sen kötü gün gösterme, ordumuzu muzaffer eyle, kalemizi koru” diye dua etti. Hep bir ağızdan amin dediler.
Üzeyir Bey ayaktayken piyanonun tuşlarına bastı. Bir segâh nağme üstünde parmaklarını dolaştırdı. Sonra oturdu. Gözünü Hamidiye’den ayırmadan tuşlarda parmaklarını gezdirmeye başladı. Yüreğinden gelen coşkuyla Ahmet Cevat’ın mısralarını söylüyor nağmesini çalıyordu. Misafirler büyülenmiş gibi dinliyorlardı. Birden odanın kapısı tıklandı. Çalıp söylemeyi kesti. Gelen yabancı değildi. Can dostu arkadaşıydı. Yeni gelen dost misafir, oradakilerin buğulu gözlerini, titreyen dudaklarını görünce telaşlandı. Konukların ellerini sıkıp, hal hatır sorduktan sonra döndü merakla “Üstat ne oldu? İyi misin?” diye sordu.
Üzeyir Bey, “Hiiç! Dostum iyim. Korkacak bir şey yok merak etme” dedi.
Adam piyanonun başına geldi, notaya baktı, melodiyi içinden okudu, güfteyi görünce çok endişelendi. “Üstat böyle şeyler yazılır mı? Adamı sürerler, hapislerde çürütürler, belki de asarlar” dedi.
“Evet! Dostum deliyim. Burada bulunanların hepsi de delidir. Vatanının, milletinin, namusunun delisi,” dedi. Bu cevabı alan misafir, odadakilere şöyle bir baktı. Hepsi gözlerini yere indirdiler. Cebinden çıkardığı, kırmızı boncuk üzerine ay yıldız işlemeli tespihini öptü.
“Eh öyleyse ben de deliyim! Çal”
Üzeyir Bey, bu şiiri bestelediğinden beri hayatının hiçbir döneminde böyle çalıp söylememişti bu eseri. Odadakiler de katılmıştı hep bir ağızdan üç dört kez çaldılar söylediler. Neredeyse sabah olmak üzereydi. Hiç birinin gözüne uyku girmiyordu. Türk Ordusu Yunan’ı önüne katmış kovalıyordu. İzmir’in kurtuluşu an meselesiydi.
O sabah bir ara konağın önündeki meydanda bir hareketlenme olduğunu fark ettiler. Topluluk gittikçe kalabalıklaşıyor ve evin önüne doğru geliyordu. Halk bağırıyordu. Camı açıp dinlediler.
”Üz-ze-yir Beyyy! Gözümüz aydııınnnn!” Üzeyir Bey telaşlanmıştı. “Ne oldu? Niye bağırıyorsunuz sabahın bu saatinde?”
Kalabalık, hep bir ağızdan haykırdı. “Telgraf geldi, ordumuz galabe geldi! Türk Süvarileri, İzmir’e girmiş, Yunan askeri kaçıyor! Onlar kovalıyorlar!”
Odada bulunanların hepsi sevinç ve coşkuyla birbirlerini kutladılar, sarıldılar, kiminin gözleri dolmuş, elini yüreğinin üstüne koymuş, sevinç çırpıntılarını dinliyor. Kimisi de göz yaşlarını koyuvermişti. Onları boyle etkiliyen eser Ahmet Cevat'n "Çırpınırdı Karadeniz" türküsüydü.
Bu konuda yazılmış ikinci bir şiirde Azerbecanli Şair Talman Hacıev'in şiiridir.
Nuri Paşa ordusuyla Azerbeycan'a girdiğinde askerlerin başinda siyah püsküllü kırmızı fesler vardı. Genceli şair Talaman Hacıev bu manzarayı Gence ovasında görünce orduyu gelincik kaplı tarlaya benzetmiş. Kırmızı gelinciklerde siyah lekeler vardır. Kırmızı festeki siyah püsküller gibi. Azeri dilinde gelinciğe lale dendiğinden, şu şiiri yazmiştır Daha sonra bu "Güzel Laleler" türkü yapılmıştır.

https://www.youtube.com/watch?v=SdVb84RzEgM&list=RDSdVb84RzEgM&start_radio=1

Yazın evvelinde Gence çölünde,
Çılıplar yinede dize Laleler.
Yağiştan ıslanan yapraklarını,
Seripler dereye, düze Laleler.
Hayalimden neler galipte geçer.
Yaz geler ellere durnalar göçer.
Bulağlar semaver ağ daşlar şeker.
Benzeyir çemende köze Laleler.
Meylim özünde kara haldedir.
Hicranın ilacı ilk vüsaldadır.
Ne vahtır aşığın gözü yoldadır.
Bir konağ galesiz bize Laleler.
Bunu biraz anlaşılır hale getirdim.
Ilk baharda Gence ovasında.
Yorgunlar yinede sıra halindeler.
Yağiştan ıslanan elbiselerini,
Dereye düze sermişler Laleler.
İkici kıta anlaşılır durumda.
İçimdeki düşünce kara haldedir.
Üzüntünün ilacı sevgiliye kavuşmaktır.
Çoktandır aşığın gözü yoldadır.
Bize misafirliğe gelin Laleler.
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı döneminde, Ermenistan'la bir yumuşama dönemi başlatılmıştı, hatta Gül Ermenistan'a futbol maçına gitmişti. Buna tepki gösteren kalleş Azeriler geçmişteki yapılanları unutup yukarıda bahsedilen savaşta ölen Türk şehitliğindeki bayrak direklerini dibinden kesip Türk bayraklarını indirmişlerdir.

Azerbaycan'daki Osmanlı şehitliği
Geçen sene Türkiye'nin yardımıyla, Azerbaycan, Ermenistan'dan, Karabağ'ı geri aldı. Şarkıcı Azeri de Çırpınırdı Karadeniz türküsünün son kıtasını değiştirerek;
"Kafkaslardan aşmışız biz.
Türklüğe şan katmışız biz
Azerbaycan bayrağını Karabağ'a asmışız biz." diye değiştirmiş.

26 Şubat 2017 Pazar


                                     


CEVİZ AĞACI
                                              
Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, Istanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, Istanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında

                                                       Nazım Hikmet 
  

KARA KARGA
Ben bir kara kargayım Gülhane Parkı'nda
Gak, gak diye bağırıp ararım,
başına konacağım bir ceviz ağacı.
Birisinin konuşmasından sıkılan,
haykırır hemen adımı,
"Başıma kara karga kesildin." diye.
Oysaki ben "Talih kuşuyum" 
Başına konduğum ceviz ağacının.

Sonbaharda ceviz ağacından aşırdığım cevizleri, 
sonradan yerim diye dağa, taşa gömerim.
Yemek için bir daha da yerlerini bulamam.
İlkbahar gelir doğa canlanınca,
gömdüğüm cevizler filizlenir, kök salar toprağa.
Yüz bin ceviz atmosfere göğe yükselmeye çalışır.
Ben bir talih kuşuyum Gülhane Parkı'nda. 

                                                   Nurdem Yıldız 

14 Şubat 2017 Salı

ARTEMİS & DİANA


     
 
Artemis and Diana are plenty and hunting figures of goddess in ancient Greek and Rome ages. Artemis belongs ancient Greek figure, Diana belongs ancient Rome figure.
         Artemis is a very interesting figure, because all of Greek’s God statues look like human without of Artemis. Her body is similar fish, which has many animals and fruit figures on her body. Up side of body has many boobies, they must be grape grains or fish scales. Her head is same as woman.
         Diana was always figured a woman with her dog and spear. Look like a hunter.
         I knew Artemis belongs Anatolian culture and her temple is in Selçuk, Izmir, Turkey, near Ephesus ancient city but I didn’t visit it before when I was taking a photo of Artemis statue at Vatican museum in Rome, Italy. Two young women and one old man was talking about Artemis in front of Artemis statue. One of the women asked to the man. ” Is the original of Artemis statue in Turkey?” He said that “No, it isn’t you can’t find a original of Artemis statue in Turkey too.” I thought that all western government’s people has stolen many valuable things from Anatolia. When I came back to Turkey I visited Ephesus ancient city, Artemis temle and Selçuk museum and took these Artemis statues photos down there.
10391808_1183066655050_217314_n
22561_1249260549856_3721790_n
I took these two photos from Selçuk museum, Izmir, Turkey.
19461_1238256514762_4195054_n
I took this photo from Vatican museum in Italy.
20661_1248401048369_2965901_n
I took this photo from Naples museum in Italy
221970_1774495640405_2542478_n
ARTEMİS TEMPLE ( This reconstruction of thought not original. Original was 60* 120 m. Each columns was 18 m.)
Artemis temple was one of the seven wonders of the ancient world. It was built in the mid 6 century B.C. ,it took to build in 120 years. It was burn in ancient age (356 BC). Tree time it was built again but you can see only one column at that place down there.
1915746_1279451224604_2162935_n
26245_1292410988590_3121087_n
Remainder of Artemis temple in Selçuk, Izmir, Turkey
You can see a video on the link down there, include different Artemis statue photos and listen Alaturka music by Mozart. I made the video.
https://www.facebook.com/artemis.odakim/videos/vb.1179747180/1288029399053/?type=3&theater

VELAT MOUNTAİN

SWScan00114


This is place where I grew up and knew very well me. I’m my parent’s second son, but my older brother died before I was born. When I was born my grandmother kept me with her and brought me to this mountain. Because she thought my mother couldn’t take care of me perfectly like my first brother and I might die. After the end of summer we came back to the village from the mountain. I saw a woman at home. But I didn’t know who was she. I learned she was my mother. I always  laid down to a bed with my grandma and we slept together in my childhood.
I love this place very much. I always miss there. It was destroyed 38 years ago. All the buildings were burned by people from a neighboring village.
DSC01049
This picture was taken by me 2 years ago, when we made a picnic with my family at the mountain. The little girl with a kite is my granddaughter.
14991871_1324680057551353_8661318263814529728_n
This is very old picture, all the building were there.


Comments

19 Haziran 2016 Pazar

TEHCİR Yasası (Facebook tartışması)

TEHCİR YASASI

Kevork Taşkıran, Gila Haddad'ın gönderisini paylaştı
İskenderun ,Musa Dağı direnişinde Ermeni kadınların diktiği bayraklar Fransız savaş gemisinin dikkatini çekmiş, Türk bombardımanı altında kıyıya yanaşan gemi 4.058 Ermeniyi kurtararak Mısır'ın Port Said limanına götürmüştü .
Aysel Kılıç Karslı ''Musa Dağda 40 gün'' F. Varfel Okumayan varsa okusun diye anmak istedim.
Artemis Diana Musa Dağı, Nur Dağlarının eteklerindedir. 1.000 metre kadar yükseklikte, büyük kayalar ve sık çalılıklarla kaplı sivri ve tek bir blok görümündedir. Verfel adında bir Yahudi tarafından yazılan "Musa Dağı'nda 40 Gün" adındaki kitap Amerika'daki Ermeniler tarafından kendilerine yapılan sözde zulümleri belirtmek için sinema filmi haline getirilmiştir. I. Dünya Harbi'nde çıkan bu olayı, o zaman Halep Valisi olan General Fahrettin Türkkan şöyle anlatır:

"Birinci Dünya Harbi sırasında İtilaf devletlerinin İskenderun Bölgesi kıyılarına bir çıkarma yapacağı sözleri etrafa yaylınca Samandağ Bucağına bağlı yedi Ermeni köyü halkı, hükümete olan vergi borçlarını ödememişler, TSK'nin ihtiyacı için gereken yardımı yapmamışlar ve isyan etmişler ve Musa Dağı'na çıkmışlardır.

Bunun üzerine hükümet emirlerine uymaları için asilere memurlar gönderilmişse de Ermeniler, bunları dinlememiş ve silahla karşı koymuşlardır. Başka bir çıkar yol bulamayan bölge komutanı Albay Galip, jandarma alayıyla Musa Dağından inen yolları kontrol altına aldırmış ve bizzat kendisi Musa Dağı'na çıkarak son bir defa daha isyancılarla konuşmak istemişse de dağ üzerinde hiçbir kimsenin kalmadığını görmüştür. Yapılan incelemede Ermenilerin denize doğru uzanan bir yamaçtan Akdeniz indikleri anlaşılmıştır. İzleri takip ederek deniz kıyısına kadar inen Albay Galip burada 20-30 kadar hayvan ölüsüyle karşılaşmıştır.

Yapılan araştırmada İskenderun kıyılarını gözetleyen bir Fransız harp gemisinin, Musa Dağı'ndan verilen işaret üzerine kıyıya bir sandal göndererek buradaki Ermeni çete başlarını ve diğer isyancıları gemiye taşıdıkları anlaşılmıştır. Bu konu, Fransız hükümetinden resmen sorularak doğruluğu öğrenilebilir. Daha sonra Musa dağında yapılan araştırmalarda hiçbir insan cesedine rastlanmadığı gibi; yaralı veya hasta bir kimse de bulunamamıştır. Bu bakımdan Yahudi asıllı Verfel tarafından yazılan ve bütün dillere çevrilerek dağıtılan ve filme de alınan bu kitabın konusunun tamamen hayali ve uydurma olduğu, Türkler aleyhinde kamuoyunu yanıltmak için bir propaganda niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır."


Oğuzhan Yazıcı Çetin efendi değil elleriyle parçalamak siz ve sizin gibi Türkler o gemideki Fransızların bastığı toprağı öpmeye Bile layık değilsiniz siz ve sizin gibilerin elbet sonu gelicek
Kevork Taşkıran Çetin Tokay dostuma sitem etmeyiniz.O yalnızca kaygı ve endişelerini dile getirdi sn. Oğuzhan Yazıcı .
Ari Günter Kevork Taşkıran , İttihatçı zihniyette biri olduğunun farkındasınız sanırım.. Ermenileri Hamidiye katliamından kurtaran Fransız gemisini parçalamak ne anlama geliyor?
Kevork Taşkıran Çetin Tokay orada "İroni" yapıyor sn. Ari Günter .Kendisini oldukça yakından tanıdığım ve "Canlı" dostum olduğu için,benim gibi biri sanırım bunun değerlendirmesini de iyi yapar.Endişeniz olmasın... 
Çetin Tokay Vay ahbarigler şalom . Selamın aleyküm, ve dahi kalimeras. Öncelikle yüce rab ne isterse ne buyurursa o olur diyelim ve edebiyat alemine Fransalı kalan dostları tenzih edelim. Alegori ve Metafor nedir bilmek gerekir mi bilemedim ama benim kontratak  dilim bazen işte böyle (Anadolu takımları karşısında hep, daim) ofsayta düşmeme neden oloor. hatta "Sen hangi tribünün amigosusun lan" diye had bil - diriliyor. Olsun, ben dönmezem yolumdan "ironi" de bir edebi hayat sanatıdır. Kevork Ahbarig "canlı" ve heyecanlı dostun olarak kalmam şahsım ve yüce TÜRK milleti adın önemli. Gerisi İngiliz urganı ile Fransız şarabı. Çin çin... Bak o da bir dere mi miydi kadim başkentte? Dün üstünden geçtim de.
Artemis Diana Sevgili Gila, Entellektüel düşünen bir bayanın ağzindan tüm bir ulusu kast ederek " rezil ve kepaze" kelimelerinin çıkmasını yadırgıyorum. Yukarıda konulan kesin ne olduğu belli olmayan bir haberden böyle sonuçlar çıkarmak doğru değildir. Bir Fransız gemisi Hatay Samandağ bölgesinden Ermenileri kurtarmışmış bunun aslı astarı nedir? Orası o dönemde zaten Suriye bölgesiydi. Ermeniler de savaş esnasında asayışı sağlama maksadıyla, savaş sonrası evlerine dönme kaydıyla tehcirle Suriye bölgesine yerleştiriliyordu. O bölgenin bombalanması sozkonusu olamaz. Kaldıki savaş sonrası Feransızlar o bölgeyı işgal etmeleri nedeniyle orası anayurtan ayrıldı. Ermeniler de geriye evlerine döndürülemedi. Tehcır kanununu incelerseniz bunun böyle olduğunu görursünuz. Tüm tehcire maruz kalan insanların mal varlığı kayıt altına alınmıştı. Savaş herşeyi alt üst etti. Kaldıki bu kanun Ermeniler için çıkarılmadı. Savaş esnasında huzuru sağlamak için çıkarildi. Rus oyunlarına kanan talihsiz Ermenilere uygulanmak zorunda kaldı. O tarihte Anadolu'da başka hıristıyan uluslarda vardi. Bunların hiçbirine uygulanmadı. Osmanlı yönetimi boyunca her azınlık kendi bölgesinde özgürce yaşayıp, ticaret ve sanat faaliyerlerini geliştirdi. Anadolu'da yapılan her tarihi eserde ermeni ustaların emeği vardır. Böbürlendiğimiz Mimar Sinan devşirilerek yetiştirilen bir Ermeni asıllı ailenin çocuğudur. Ruhi Su yine yetim kalan müslman bir aileye verilen bir ermeni ailenin çocuğudur. Her ulusun değerli insanları vardır. Hata her zaman hatadır. Tehcir de bir hataydı. Gönül dilerdiki uluslar böyle hataları yapmaya mecbur kalmasın. Birbirimizi azarlamayla hiç bir yere çıkamayız. Bizde bir ata sözü var. "Hatanın neresinden dönersen kardır" Gelin bu korkunç hatayı düzeltelim. 
  Kevork Taşkıran Bu aynîyle olmuş olan bir vakâ. İsimleri, geminin kaptanı ve gemi de dâhil olmak üzere. Ayrıca o topraklar o zaman diliminde hâlâ Osmanlı Devleti'ne aitti."Ezber"e konuşmak pek etik değil sanırım. Kendimizden başkasını inandıramayız.Hele ki konunun bilenleri için bu daha da olanaksız olur."Çâhillikle yorumlanmamız da cabası... Haklısınız ; "Gelin bu korkunç hatâyı düzeltelim."
"Amacını aşan üslûp"lar konusunda, sanırım benzer düşünüyoruz...Saygılar...

Kevork Taşkıran Bu arada İsmail Dindar'ın kaleme aldığı ve aynı döneme tekâbül eden, Süryaniler'in başlarına gelenleri dillendirdiği "Seyfo" adlı kitabını öneririm.(Evrensel Basım Yayın)
Artemis Diana Kevork Taşkıran Bey böyle bir hadisenin gerçekleştiği doğrudur. Fakat olay burada farklı mecralara çekilmektedir. " I. Dünya Harbi'nde çıkan bu olayı, o zaman Halep Valisi olan General Fahrettin Türkkan şöyle anlatır:

"Birinci Dünya Harbi sırasında İtilaf devletlerinin İskenderun Bölgesi kıyılarına bir çıkarma yapacağı sözleri etrafa yayılınca Samandağ Bucağına bağlı yedi Ermeni köyü halkı, hükümete olan vergi borçlarını ödememişler, TSK'nin ihtiyacı için gereken yardımı yapmamışlar,
 isyan etmişler ve Musa Dağı'na çıkmışlardır.

Bunun üzerine hükümet emirlerine uymaları için asilere memurlar gönderilmişse de Ermeniler, bunları dinlememiş ve silahla karşı koymuşlardır. Başka bir çıkar yol bulamayan bölge komutanı Albay Galip, jandarma alayıyla Musa Dağından inen yolları kontrol altına aldırmış ve bizzat kendisi Musa Dağı'na çıkarak son bir defa daha isyancılarla konuşmak istemişse de dağ üzerinde hiçbir kimsenin kalmadığını görmüştür. Yapılan incelemede Ermenilerin denize doğru uzanan bir yamaçtan Akdeniz indikleri anlaşılmıştır. İzleri takip ederek deniz kıyısına kadar inen Albay Galip burada 20-30 kadar hayvan ölüsüyle karşılaşmıştır.

Yapılan araştırmada İskenderun kıyılarını gözetleyen bir Fransız harp gemisinin, Musa Dağı'ndan verilen işaret üzerine kıyıya bir sandal göndererek buradaki Ermeni çete başlarını ve diğer isyancıları gemiye taşıdıkları anlaşılmıştır."
Eyer zamanınız varsa bu yazının tamamını Aysel Kılıç Karslının baştaraftaki notunun altına koyduğum nottan okuyabilirsiniz.
Kevork Taşkıran Kadın, çoluk çocuk, genç, ihtiyar tümü "Çete başı ve isyancı" bunların...Bir anda bir vergi borcu peydahlanıyor ve bu borç ödenmiyor. Tüm bunlar, telekominikasyonun tüm hızlı olanaklarıyla birkaç gün içinde alınan haberlerle, oradaki pıçırık köylüler Çetelere dönüşüp isyân ediyorlar, boylarına-postlarına, sayılarına bakmadan.Ellerindeki "Silahlar" da muhteşem bu arada..."Tehcir"e de direnmişler..."Ölüme isyân etmişler." bir de...Haklısınız ; "yazışmalar, raporlar" mükemmel...Elan, şimdilerde de olduğu gibi hep "Yanlış anlaşılmış" o zamanlar da herşey...(?)
Sizin söyleminizle: "Gelin bu korkunç hatâyı düzeltelim." ve İnsanlar da artık "Hep yanlış anlamasınlar"...
Kevork Taşkıran Önerdiğim kitabı da lütfen göz ardı etmeyiniz....
Gila Haddad Sayın arkadaş, Emperyalizmin orta doduğu ve bölgemizdeki en ateşli maşası olan TC'nin emperyilizme her koldan gönüllü taşeron olma gerçeğini göz ardı ederek , bizlere emperyalist yakıştırmasında bulunan birine söylenmesi gereken ne varsa hepsini söyledim. 
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, fikri bile olmadan papağan gibi aynı şeyleri anlatarak zaman israfında bulunmak da terbiyesizliktir.
Ermeniler bu toprakların göçebeleri, sığıntıları, ordan burdan farklı nedenlerle kaçanları değildir, bu topraklarda ulus olarak ortaya çıkmış 4000 yıllık bir maziye sahiptir.
Türk faşizminin Ermeni milletini ortadan kaldırma eylemi 1915 de başladı, Fransızların bölgeye gelmeleri 1919'da oldu, hangi mantıkla 1915 soykırım ve tehcir yaşayan Ermenilerin 1919'da tehcir edildiklerini söyleyebiliyorsunuz ?

Türkler güvenlikten yana kaygı taşısalardı göçebeliğe alışık olan Türk milletini Suriye çöllerine iskan ederdi oysa Talat paşa denilen azılı Soykırımcı katil daha 1914 yılında "Eğer Türkleri suyun ve yiyeceğin olmadığı bu yerlere gönderecek olsam tek bir tanesi sağ çıkamaz" diyordu .

Ermenilerin mal mülklerinin güvence altına alındığı koca bir kuyruklu yalandır, Ermenileri ortadan kaldırma niyetinin en belirgen nedenlerinden bir tanesi zaten Ermeni sermayesini ele geçirmekte. Soykırım da Suriye çöllerine sürülen yüzbinlerce insanın içinde bulundukları sefil durum zaten yağma talanın boyutunu göstermeye yetmiyor mu ? Bugün Erdirne'den Kars'a kadar binlerce Ermeni köyü Müslüman ahali arasında parsellenmiş, Ermeni mülkleri iç edilmiş, Ermeni sermayesinin Envali Metruke kanunları ile nasıl devletin eline geçtiğine dair detaylı belgeler bilgiler verilmiştir.

Tarih boyunca Rusların boyundurluğu altına giren Türk milletlerinin sayısı Ermenilerden fersah fersah fazladır, bu Türk halkları Rus boyundurluğu altına girmeyi bugün bile festivallerle kutlamaktadırlar, Azeriler'den tutun Kazaklara kadar 100 milyon Türki ulus tarih boyunca Ruslara karşı direniş göstermek bir yana her alanda Ruslara tabi olmuştur. Tıpkı Türklerin Ameriken emperyalizmine hizmet etmeleri gibi Ruslara tabi olan Türkler Ruslara hizmet etmiştir, dolayısıyla soykırıma kılıf bulurken Rus yandaşlığını ortaya atarken aynı Rusların İŞİD destekçisi Türk milleti ile Suriye'de kapışmasına ne diyeceksiniz?
Resmi tarihe değil soykırıma uğrayanların anlattıklarına kulak veriniz .
Artemis Diana Notumu tekrar gözden geçirebilirsiniz. Ben tehcirin tarihiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadım. 1915 savaşın başlangıcı doğrudur. Fransızlarında burayı savaşın sonunda işgal ettiklerini söyledim. Yani 1919. Talat Paşa bu konuda günah keçisi ilan edilmiştir. Savaş sonrası kaçtığı Almanya'da tehcire uğrayan bir Ermeni tarafından öldürülmüştür. 
Demokrasiyla övünen bu ülke katil olduğunu açıkça söyleyen bu adamı haklı gösterip serbest bırakmıştır. Eğer Talat Paşa'nın anılarını okursanız. Kendi ağzından tehcire karşı oluğunu soyluyor. Osmanlı mebusan meclisinden bu kanun çıktıktan sonra. "Ben uygulamasını uzun süre engelledim." diyor. Bir Rus komutanin günlüyünden alıntılar yapıyor. Rusların işgal etiği köylerde Rus komutanı hayrete düşüren Ermeni militanların müslüman aileleri nasıl katletiklerini anlatıyor. "Bu olayların üzerüne meclisın ağır baskısı yüzünden tehcir kanunu uygulamak mecburiyetinde kaldık" diyor. Buda gösteriyorki Talat paşa tehcirin tek sorumlusu değildir. Sadrazam olması nedeniyle öyle gözukse bile! Suriye'yi seçmelerinin nedeni güvenli bölge olduğu, Savaşın oraya kadar sışrıyacağını tahmin edemedikleri için. Aynı zamanda Ermenilerin çoğunlukta yaşadığı en yakın bölge. Ateşkes ilan edildikten sonra yasadışı, İngilizler Petrol bölgesi Musulu işgal ettiler. Ortakları Fransızlar sesini çıkarmasınlar diye arpalık olaran Suriye'yi de Fransızlara bıraktılar. Bu olaylar olurken artık Osmanlıda bir devletten bahsedilemez. Meclisin çıkardığı tehcir yasasında belirtilen savaş sonrası mülklerine geri dönecekler. Maddesini uygulayacak ne bir devlet ne de osmanlı mebusan meclisi vardir. İngilizler İstanbu'lu işgal ettikleri gibi mecliside basıp dağıttılar. Suriye'de kendi kaderleriyle başbaşa kalan Ermeniler. Sadece Fransız merhametine muhtaçtılar. Bu emperyalis devlet nekadar merhamet ettiyse artık...! Tehcire tabi olan ermeniler gerçekten yollarda ve gittiklri yerlerde büyük acılar çekmiştir. Yollarda Kürt eşkiyalar önlerini kesip ellerindeki malları alabilmek için onları katletmişlerdir. O bölgede henuz tıren yoluda yoktur aşırı yol koşulları, hastalıklar telef olmalarına neden olmuştur. Bu olay gerçekten bir insanlık suçudur. Telat paşa anılarında bunu da itiraf etmiştir. " Savaş nedeniyle kafilelere yeterince güvenlik kuvveti veremediğimiz için bizim ummadığımız olaylar oluştu. Ihmali olanları yargıladık idam ettik. Ama bu hiçbir şeyi çözmedi" diyor. Bahsettiğin Türk devletlerinin hepsini 1997 yılında gezdim. Hiç biri istedikleri için bolşevik idaresi altına girmemiş bunlar çarlık rusyası döneminde zaten işgal altındaymış. Yoğun mucadele vermişler ama rus boyunduyuğundan kurtulamamışlar. Ruslara hiç biri sempati duymuyorlar. Sadece korkuyorlar. Tehciri uygulayan Enver Paşa savaş sonrası Almanya'ya kaçtıktan sonra Türk devletlerine, Rusyaya karşı yardim etmek için bu bölgeye gelmiştir. Tacekistan'da Ruslara karşı savaşırken öldürülmüştür. Son zamanlarda Gürcistan ve Ukrayna, Özbekistan olaylarını gayet iyi biliyorsunuz. Hepsi hala Rus baskısı altında. Son günlerde Rusya'nın Suriyede yaptiklari zaten kamuoyunun önünde. Tasfif edilecek hiç bir tarafı yok. Bu not çok uzun oldu. Birdahakinde size Tehcir kanununun tam metnini vereceğim. Saygılarımla.
Çetin Tokay Zaten ideolojik ayrımımız "bayan" da başlıyor. Gerisi için bu kadar tez yazmaya bile gerek yok. Gila, Yine de iyi ve gerekli bir bilgi. Okumak istemiyorum ben bu "Rezil ve kepaze" bilgiyi diyene ne denir? Biz demiyelim literatür desin. F klavye hazretleri.
Tehcir Kanunu...
________________________________________

Tehcir Kanunu (resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu )27 Mayıs 1915'de savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce tedbir almak için çıkarılan kanun. Ermenilere uygulanmıştır.

Vakt-i seferde (savaş sırasında) icraat-i hükûmete karşı gelenler içün cihet-i askeriyece (askerî yönden) ittihaz olunacak tedabir (alınacak olan tedbirler) hakkında kanun-i muvakkat (geçici kanun).
Madde 1:
f1. Vakt-i seferde ordu ve kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ve bunlarin vekilleri ve müstakil mevki kumandanlari ahâli tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükûmete (hükûmetin emirlerine) ve müdafaa-i memlekete (ülkenin savunmasına) ve muhafaza-i asayişe müteallik (ilişkin) icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silâhla tecavüz mukavemet görürlerse, derakap (hemen) kuvve-i askeriye (askerî güçler) ile en şiddetli surette te'dibat yapmağa (akıllarını başlarına getirmeye) ve tecavüz ve mukavemeti (direnmeyi) esasından imha etmeye (yok etmeye) mezun (görevli) ve mecburdurlar.
Madde 2:
f1. Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları, icabat-i askeriyeye (askerliğin gerektirdiği kurallara) mebnî (dayanarak) veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kurâ (köyler) ve kasabat (kasabalar) ahâlisini münferiden (tek olarak) veya müctemi'an (toplu olarak) diğer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler.
Madde 3:
f1. İş bu kanun tarih-i nesrinden mu'teberdir. (yayın tarihinden itibaren yürürlüğe girer)
Madde 4:
f1. İş bu kanunun mer'iyyet-i ahkâmina (hükümlerini yürütmeye) başkumandan vekili ve harbiye nazırı memurdur. Meclis-i umumînin (genel meclisin) içtima'ında (toplantısında) kanuniyeti teklif olunmak üzere iş bu lâyiha-i kanuniyenin (kanun metninin) muvakkaten (geçici olarak) mevki'-i mer'iyyete (yürürlük mevkiine) vaz'ini (koyulmasini) ve kavanin-i devlete (devletin kanunlarına) ilâvesini irade eyledim. (emir buyurdum)
13 Receb 1333, 14 Mayıs 1915
Mehmed Reşad
Sadrazam Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Mehmed Said Enver
**İçeriği **
"Tehcir Kanunu" olarak bilinen; fakat geçici kanun mahiyetinde olan ve asıl adı "Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun" 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir[4]. Kanun, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekayi'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir[5].

Söz konusu geçici kanunun birinci maddesi; ordu, kolordu ve fırka komutanlarına, savaş sırasında Hükümetin emirlerine, ülkenin savunulmasına ve huzurun korunmasına karşı çıkanlara, silâhlı saldırı veya direnişte bulunanlara karşı derhal askeri önlem alma, tecavüz ve direniş sırasında isyancıları yok etme yetkisi vermektedir. İkinci madde ise aynı komutanlara, casusluk ve vatana ihanet ettikleri anlaşılan köy ve kasaba halkını, tek tek veya toplu halde başka yerlere sevk ve iskân ettirme yetkisi vermektedir.
10 Haziran'da çıkarılan bir kararname ile, nakledilen kişilerin mallarının nasıl tasarruf edileceği açıklandı. Bir başkan ile, biri idari diğeri de maliyeci olmak üzere iki üyeden oluşan Terkedilmiş Mallar Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyonların amacı boşaltılan köy ve kasabalardaki Ermenilere ait malları tespit ederek, ayrıntılı defterlerini tutmaktır. Bu defterlerden biri bölgesel kiliselerde korunacak, biri bölge yönetimine verilecek, biri de komisyonda kalacaktır. Bozulabilir eşya ile hayvanlar açık arttırma ile satılarak parası korunacaktır. Komisyon gönderilmeyen yerlerde, bildiri hükümlerini bölgelerdeki görevliler yerine getirecektir. Bu malların Ermeniler dönünceye kadar korunmasından hem komisyon, hem de bölge yöneticileri sorumlu olacaktır.

Kanuna tabi olanlar

Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan Halep'teki 26.064 Ermeni nüfusu, göç ettirilenler içerisine dahil edilmemiştir.


Uygulama emirleri, planları

Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinde bulunan Ermenilerin, Musul'un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarında bulunan Ermeniler ise Suriye'nin doğu kısmı ile Halep'in doğu ve güneydoğusuna nakledilmesi planlanmıştır.

Uygulanması

Liste Tehcir edilen Ermeni vatandaşların sayılarını göstermektedir.

tehcirden etkilenen vatandaşlar Şehir Gönderilen Kalan Adana 14.000 15-16.000 Ankara (Başkent) 21.236 733 Aydın 250
Birecik 1.200
Diyarbakir 20.000
Dörtyol 9.000
Erzurum 5.500
Eskisehir 7.000
Giresun 328
Görele 250
Halep 26.064
Haymana 60
Izmir 256
Izmit 58.000
Kaliacik 257
Karahisari sahib 5.769 2222 Kayseri 45.036 4.911 Keskin 1.169
Kirsehir 747
Konya 1.900
Kütahya 1.400
Mamuretülaziz 51.000 4.000 Maras 8.845
Nallihan 479
Ordu 36
Persembe 390
Sivas 136.084 6.055 Sungurlu 576
Sürmene 290
Tirebolu 45
Trabzon 3.400
Ulubey 30
Yozgat 10.916
Toplam 422.758 32.766

 Gila Haddad Böyle hikayelerle insanları ve kendinizi kandırdığınızı düşünürken günlük olarak gazetelerde yayınlanan haberleri neden okuma gereği duymazsınız ?
Mesela Agos da sayısız haber çıkıyor ama okumuyorsunuz ve bu deli saçmalığına inanmamızı bekliyorsunuz . http://www.agos.com.tr/.../ankaradaki-arsivler-acilirsa...

Artemis Diana Cemal Paşa o dönemde Ortadoğuda görevli olduğu için, hatıralarında Suriye'ye gönderilen Ermenilere yardımda bulunduğundan bahseder. Ne yazıkki savaş sonrsı kaçtığı Almanya'dan geldiğı Kafkasya'da yine Talat paşa gibi o da Ermeniler tarafından öldürüldü...! Güzel bir yazı linki koyduğunuz için teşekür ederim Gila Haddad.
Gila Haddad Fotoğrafta görüldüü gibi, acaba ebeveyenleri öldürdükleri Ermeni yetimlerini Lübnan Antoura Yetimhanesinde Halide Edip ile birlikte nasıl Türkleştidiklerini de yazıyor mu ?
Soykırımın maddelerinden biri de "Bir halkın çocuklarını başka bir halka transfer etmektir ".

Vercihan Zifliyan Ne yazık ki tarihçilerin verilerine göre Musa Dağdan kurtulan erkekler Fransızlar tarafından savaşta cepheye sürüldü. Fransa için çarpışanlar cephede yaşamlarını kaybetti. Gerçek tarih çok şey anlatıyor da duyduklarımızla yetiniyoruz.

9 Mart 2015 Pazartesi



                                             İRNOY’lA  DİRNO


               Bir zamanlar İrno’yla Dirno adında iki kardeş yaşarmış. Bazen biri açık göz, diğeri saf davranırmış. Hangisinin açık göz, hangisinin saf olduğu; okuyucunun taktirine bağlı bir şeydir. Annemin anlattığı bu hikayede kimin hangi rolde olduğunu kesin olarak söyleyemeyeceğim.

                Bir gün İrno ormana oduna gitmiş, kardeşine de sen evde dur kapıya göz kulak ol demiş. İrno odun kesip hazırlarken. Bir zaman sonra Dirno çıkıp gelmiş.  Sırtında da evin kapısı. Kardeşinin neden geldin? Sorusuna. Evde boş durmaktan sıkıldım. Sen kapıya göz kulak ol dedin. Bende kapıyı kimse çalmasın diye alıp getirdim. Bunun üzerine bir miktar odun yüklenip, apar topar eve geri dönüyorlar. Kapısı olmayan evin içinde bir şey kalmamış.
                                                                       


                 Ormandan getirdikleri ağaçları kırıp yarmak gerekiyormuş. Irno Dirno’ya  yardım et de odunları parçalayalım demiş. Tamam sen oduna baltayı vur. Bende “hah” derim odun kolaylıkla yarılır.  Bu şekilde Dirno İrno’ya odunları tek başına yardırmış.
                                                                        


                 Gel zaman git zaman İrno’nun karısı ölmüş. Ne yapalım bu ölü karıya diye düşünmüşler. Tirno şöyle bir teklifte bulunmuş. Bu ölü kadın ne yemek yapar ne bir iş görür. İyisi mi  biz bunu pazara götürüp diri kari ile değiştirelim. Cesedi sırtlanıp pazaryerine varmışlar başlamışlar bağırmaya:
                                                              


                   Ölü karıya diri Karı, Ölü karıya diri karı….!

                    Ahali bunları tekme tokat pazaryerinden kovalamış.  Hikayemizde burada bitmiş. Onlar erememiş muradına (Çünkü: Kimse ölü karıya diri karı verecek kadar onlar gibi salak değilmiş.) biz çıkalım kerevetine.