Hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz.

Bizden de: Çam sakızı çoban armağanı...!

26 Şubat 2017 Pazar


                                     


CEVİZ AĞACI
                                              
Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, Istanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, Istanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında

                                                       Nazım Hikmet 
  

KARA KARGA
Ben bir kara kargayım Gülhane Parkı'nda
Gak, gak diye bağırıp ararım,
başına konacağım bir ceviz ağacı.
Birisinin konuşmasından sıkılan,
haykırır hemen adımı,
"Başıma kara karga kesildin." diye.
Oysaki ben "Talih kuşuyum" 
Başına konduğum ceviz ağacının.

Sonbaharda ceviz ağacından aşırdığım cevizleri, 
sonradan yerim diye dağa, taşa gömerim.
Yemek için bir daha da yerlerini bulamam.
İlkbahar gelir doğa canlanınca,
gömdüğüm cevizler filizlenir, kök salar toprağa.
Yüz bin ceviz atmosfere göğe yükselmeye çalışır.
Ben bir talih kuşuyum Gülhane Parkı'nda. 

                                                   Nurdem Yıldız 

14 Şubat 2017 Salı

ARTEMİS & DİANA


     
 
Artemis and Diana are plenty and hunting figures of goddess in ancient Greek and Rome ages. Artemis belongs ancient Greek figure, Diana belongs ancient Rome figure.
         Artemis is a very interesting figure, because all of Greek’s God statues look like human without of Artemis. Her body is similar fish, which has many animals and fruit figures on her body. Up side of body has many boobies, they must be grape grains or fish scales. Her head is same as woman.
         Diana was always figured a woman with her dog and spear. Look like a hunter.
         I knew Artemis belongs Anatolian culture and her temple is in Selçuk, Izmir, Turkey, near Ephesus ancient city but I didn’t visit it before when I was taking a photo of Artemis statue at Vatican museum in Rome, Italy. Two young women and one old man was talking about Artemis in front of Artemis statue. One of the women asked to the man. ” Is the original of Artemis statue in Turkey?” He said that “No, it isn’t you can’t find a original of Artemis statue in Turkey too.” I thought that all western government’s people has stolen many valuable things from Anatolia. When I came back to Turkey I visited Ephesus ancient city, Artemis temle and Selçuk museum and took these Artemis statues photos down there.
10391808_1183066655050_217314_n
22561_1249260549856_3721790_n
I took these two photos from Selçuk museum, Izmir, Turkey.
19461_1238256514762_4195054_n
I took this photo from Vatican museum in Italy.
20661_1248401048369_2965901_n
I took this photo from Naples museum in Italy
221970_1774495640405_2542478_n
ARTEMİS TEMPLE ( This reconstruction of thought not original. Original was 60* 120 m. Each columns was 18 m.)
Artemis temple was one of the seven wonders of the ancient world. It was built in the mid 6 century B.C. ,it took to build in 120 years. It was burn in ancient age (356 BC). Tree time it was built again but you can see only one column at that place down there.
1915746_1279451224604_2162935_n
26245_1292410988590_3121087_n
Remainder of Artemis temple in Selçuk, Izmir, Turkey
You can see a video on the link down there, include different Artemis statue photos and listen Alaturka music by Mozart. I made the video.
https://www.facebook.com/artemis.odakim/videos/vb.1179747180/1288029399053/?type=3&theater

VELAT MOUNTAİN

SWScan00114


This is place where I grew up and knew very well me. I’m my parent’s second son, but my older brother died before I was born. When I was born my grandmother kept me with her and brought me to this mountain. Because she thought my mother couldn’t take care of me perfectly like my first brother and I might die. After the end of summer we came back to the village from the mountain. I saw a woman at home. But I didn’t know who was she. I learned she was my mother. I always  laid down to a bed with my grandma and we slept together in my childhood.
I love this place very much. I always miss there. It was destroyed 38 years ago. All the buildings were burned by people from a neighboring village.
DSC01049
This picture was taken by me 2 years ago, when we made a picnic with my family at the mountain. The little girl with a kite is my granddaughter.
14991871_1324680057551353_8661318263814529728_n
This is very old picture, all the building were there.


Comments

19 Haziran 2016 Pazar

TEHCİR Yasası (Facebook tartışması)

TEHCİR YASASI

Kevork Taşkıran, Gila Haddad'ın gönderisini paylaştı
İskenderun ,Musa Dağı direnişinde Ermeni kadınların diktiği bayraklar Fransız savaş gemisinin dikkatini çekmiş, Türk bombardımanı altında kıyıya yanaşan gemi 4.058 Ermeniyi kurtararak Mısır'ın Port Said limanına götürmüştü .
Aysel Kılıç Karslı ''Musa Dağda 40 gün'' F. Varfel Okumayan varsa okusun diye anmak istedim.
Artemis Diana Musa Dağı, Nur Dağlarının eteklerindedir. 1.000 metre kadar yükseklikte, büyük kayalar ve sık çalılıklarla kaplı sivri ve tek bir blok görümündedir. Verfel adında bir Yahudi tarafından yazılan "Musa Dağı'nda 40 Gün" adındaki kitap Amerika'daki Ermeniler tarafından kendilerine yapılan sözde zulümleri belirtmek için sinema filmi haline getirilmiştir. I. Dünya Harbi'nde çıkan bu olayı, o zaman Halep Valisi olan General Fahrettin Türkkan şöyle anlatır:

"Birinci Dünya Harbi sırasında İtilaf devletlerinin İskenderun Bölgesi kıyılarına bir çıkarma yapacağı sözleri etrafa yaylınca Samandağ Bucağına bağlı yedi Ermeni köyü halkı, hükümete olan vergi borçlarını ödememişler, TSK'nin ihtiyacı için gereken yardımı yapmamışlar ve isyan etmişler ve Musa Dağı'na çıkmışlardır.

Bunun üzerine hükümet emirlerine uymaları için asilere memurlar gönderilmişse de Ermeniler, bunları dinlememiş ve silahla karşı koymuşlardır. Başka bir çıkar yol bulamayan bölge komutanı Albay Galip, jandarma alayıyla Musa Dağından inen yolları kontrol altına aldırmış ve bizzat kendisi Musa Dağı'na çıkarak son bir defa daha isyancılarla konuşmak istemişse de dağ üzerinde hiçbir kimsenin kalmadığını görmüştür. Yapılan incelemede Ermenilerin denize doğru uzanan bir yamaçtan Akdeniz indikleri anlaşılmıştır. İzleri takip ederek deniz kıyısına kadar inen Albay Galip burada 20-30 kadar hayvan ölüsüyle karşılaşmıştır.

Yapılan araştırmada İskenderun kıyılarını gözetleyen bir Fransız harp gemisinin, Musa Dağı'ndan verilen işaret üzerine kıyıya bir sandal göndererek buradaki Ermeni çete başlarını ve diğer isyancıları gemiye taşıdıkları anlaşılmıştır. Bu konu, Fransız hükümetinden resmen sorularak doğruluğu öğrenilebilir. Daha sonra Musa dağında yapılan araştırmalarda hiçbir insan cesedine rastlanmadığı gibi; yaralı veya hasta bir kimse de bulunamamıştır. Bu bakımdan Yahudi asıllı Verfel tarafından yazılan ve bütün dillere çevrilerek dağıtılan ve filme de alınan bu kitabın konusunun tamamen hayali ve uydurma olduğu, Türkler aleyhinde kamuoyunu yanıltmak için bir propaganda niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır."


Oğuzhan Yazıcı Çetin efendi değil elleriyle parçalamak siz ve sizin gibi Türkler o gemideki Fransızların bastığı toprağı öpmeye Bile layık değilsiniz siz ve sizin gibilerin elbet sonu gelicek
Kevork Taşkıran Çetin Tokay dostuma sitem etmeyiniz.O yalnızca kaygı ve endişelerini dile getirdi sn. Oğuzhan Yazıcı .
Ari Günter Kevork Taşkıran , İttihatçı zihniyette biri olduğunun farkındasınız sanırım.. Ermenileri Hamidiye katliamından kurtaran Fransız gemisini parçalamak ne anlama geliyor?
Kevork Taşkıran Çetin Tokay orada "İroni" yapıyor sn. Ari Günter .Kendisini oldukça yakından tanıdığım ve "Canlı" dostum olduğu için,benim gibi biri sanırım bunun değerlendirmesini de iyi yapar.Endişeniz olmasın... 
Çetin Tokay Vay ahbarigler şalom . Selamın aleyküm, ve dahi kalimeras. Öncelikle yüce rab ne isterse ne buyurursa o olur diyelim ve edebiyat alemine Fransalı kalan dostları tenzih edelim. Alegori ve Metafor nedir bilmek gerekir mi bilemedim ama benim kontratak  dilim bazen işte böyle (Anadolu takımları karşısında hep, daim) ofsayta düşmeme neden oloor. hatta "Sen hangi tribünün amigosusun lan" diye had bil - diriliyor. Olsun, ben dönmezem yolumdan "ironi" de bir edebi hayat sanatıdır. Kevork Ahbarig "canlı" ve heyecanlı dostun olarak kalmam şahsım ve yüce TÜRK milleti adın önemli. Gerisi İngiliz urganı ile Fransız şarabı. Çin çin... Bak o da bir dere mi miydi kadim başkentte? Dün üstünden geçtim de.
Artemis Diana Sevgili Gila, Entellektüel düşünen bir bayanın ağzindan tüm bir ulusu kast ederek " rezil ve kepaze" kelimelerinin çıkmasını yadırgıyorum. Yukarıda konulan kesin ne olduğu belli olmayan bir haberden böyle sonuçlar çıkarmak doğru değildir. Bir Fransız gemisi Hatay Samandağ bölgesinden Ermenileri kurtarmışmış bunun aslı astarı nedir? Orası o dönemde zaten Suriye bölgesiydi. Ermeniler de savaş esnasında asayışı sağlama maksadıyla, savaş sonrası evlerine dönme kaydıyla tehcirle Suriye bölgesine yerleştiriliyordu. O bölgenin bombalanması sozkonusu olamaz. Kaldıki savaş sonrası Feransızlar o bölgeyı işgal etmeleri nedeniyle orası anayurtan ayrıldı. Ermeniler de geriye evlerine döndürülemedi. Tehcır kanununu incelerseniz bunun böyle olduğunu görursünuz. Tüm tehcire maruz kalan insanların mal varlığı kayıt altına alınmıştı. Savaş herşeyi alt üst etti. Kaldıki bu kanun Ermeniler için çıkarılmadı. Savaş esnasında huzuru sağlamak için çıkarildi. Rus oyunlarına kanan talihsiz Ermenilere uygulanmak zorunda kaldı. O tarihte Anadolu'da başka hıristıyan uluslarda vardi. Bunların hiçbirine uygulanmadı. Osmanlı yönetimi boyunca her azınlık kendi bölgesinde özgürce yaşayıp, ticaret ve sanat faaliyerlerini geliştirdi. Anadolu'da yapılan her tarihi eserde ermeni ustaların emeği vardır. Böbürlendiğimiz Mimar Sinan devşirilerek yetiştirilen bir Ermeni asıllı ailenin çocuğudur. Ruhi Su yine yetim kalan müslman bir aileye verilen bir ermeni ailenin çocuğudur. Her ulusun değerli insanları vardır. Hata her zaman hatadır. Tehcir de bir hataydı. Gönül dilerdiki uluslar böyle hataları yapmaya mecbur kalmasın. Birbirimizi azarlamayla hiç bir yere çıkamayız. Bizde bir ata sözü var. "Hatanın neresinden dönersen kardır" Gelin bu korkunç hatayı düzeltelim. 
  Kevork Taşkıran Bu aynîyle olmuş olan bir vakâ. İsimleri, geminin kaptanı ve gemi de dâhil olmak üzere. Ayrıca o topraklar o zaman diliminde hâlâ Osmanlı Devleti'ne aitti."Ezber"e konuşmak pek etik değil sanırım. Kendimizden başkasını inandıramayız.Hele ki konunun bilenleri için bu daha da olanaksız olur."Çâhillikle yorumlanmamız da cabası... Haklısınız ; "Gelin bu korkunç hatâyı düzeltelim."
"Amacını aşan üslûp"lar konusunda, sanırım benzer düşünüyoruz...Saygılar...

Kevork Taşkıran Bu arada İsmail Dindar'ın kaleme aldığı ve aynı döneme tekâbül eden, Süryaniler'in başlarına gelenleri dillendirdiği "Seyfo" adlı kitabını öneririm.(Evrensel Basım Yayın)
Artemis Diana Kevork Taşkıran Bey böyle bir hadisenin gerçekleştiği doğrudur. Fakat olay burada farklı mecralara çekilmektedir. " I. Dünya Harbi'nde çıkan bu olayı, o zaman Halep Valisi olan General Fahrettin Türkkan şöyle anlatır:

"Birinci Dünya Harbi sırasında İtilaf devletlerinin İskenderun Bölgesi kıyılarına bir çıkarma yapacağı sözleri etrafa yayılınca Samandağ Bucağına bağlı yedi Ermeni köyü halkı, hükümete olan vergi borçlarını ödememişler, TSK'nin ihtiyacı için gereken yardımı yapmamışlar,
 isyan etmişler ve Musa Dağı'na çıkmışlardır.

Bunun üzerine hükümet emirlerine uymaları için asilere memurlar gönderilmişse de Ermeniler, bunları dinlememiş ve silahla karşı koymuşlardır. Başka bir çıkar yol bulamayan bölge komutanı Albay Galip, jandarma alayıyla Musa Dağından inen yolları kontrol altına aldırmış ve bizzat kendisi Musa Dağı'na çıkarak son bir defa daha isyancılarla konuşmak istemişse de dağ üzerinde hiçbir kimsenin kalmadığını görmüştür. Yapılan incelemede Ermenilerin denize doğru uzanan bir yamaçtan Akdeniz indikleri anlaşılmıştır. İzleri takip ederek deniz kıyısına kadar inen Albay Galip burada 20-30 kadar hayvan ölüsüyle karşılaşmıştır.

Yapılan araştırmada İskenderun kıyılarını gözetleyen bir Fransız harp gemisinin, Musa Dağı'ndan verilen işaret üzerine kıyıya bir sandal göndererek buradaki Ermeni çete başlarını ve diğer isyancıları gemiye taşıdıkları anlaşılmıştır."
Eyer zamanınız varsa bu yazının tamamını Aysel Kılıç Karslının baştaraftaki notunun altına koyduğum nottan okuyabilirsiniz.
Kevork Taşkıran Kadın, çoluk çocuk, genç, ihtiyar tümü "Çete başı ve isyancı" bunların...Bir anda bir vergi borcu peydahlanıyor ve bu borç ödenmiyor. Tüm bunlar, telekominikasyonun tüm hızlı olanaklarıyla birkaç gün içinde alınan haberlerle, oradaki pıçırık köylüler Çetelere dönüşüp isyân ediyorlar, boylarına-postlarına, sayılarına bakmadan.Ellerindeki "Silahlar" da muhteşem bu arada..."Tehcir"e de direnmişler..."Ölüme isyân etmişler." bir de...Haklısınız ; "yazışmalar, raporlar" mükemmel...Elan, şimdilerde de olduğu gibi hep "Yanlış anlaşılmış" o zamanlar da herşey...(?)
Sizin söyleminizle: "Gelin bu korkunç hatâyı düzeltelim." ve İnsanlar da artık "Hep yanlış anlamasınlar"...
Kevork Taşkıran Önerdiğim kitabı da lütfen göz ardı etmeyiniz....
Gila Haddad Sayın arkadaş, Emperyalizmin orta doduğu ve bölgemizdeki en ateşli maşası olan TC'nin emperyilizme her koldan gönüllü taşeron olma gerçeğini göz ardı ederek , bizlere emperyalist yakıştırmasında bulunan birine söylenmesi gereken ne varsa hepsini söyledim. 
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, fikri bile olmadan papağan gibi aynı şeyleri anlatarak zaman israfında bulunmak da terbiyesizliktir.
Ermeniler bu toprakların göçebeleri, sığıntıları, ordan burdan farklı nedenlerle kaçanları değildir, bu topraklarda ulus olarak ortaya çıkmış 4000 yıllık bir maziye sahiptir.
Türk faşizminin Ermeni milletini ortadan kaldırma eylemi 1915 de başladı, Fransızların bölgeye gelmeleri 1919'da oldu, hangi mantıkla 1915 soykırım ve tehcir yaşayan Ermenilerin 1919'da tehcir edildiklerini söyleyebiliyorsunuz ?

Türkler güvenlikten yana kaygı taşısalardı göçebeliğe alışık olan Türk milletini Suriye çöllerine iskan ederdi oysa Talat paşa denilen azılı Soykırımcı katil daha 1914 yılında "Eğer Türkleri suyun ve yiyeceğin olmadığı bu yerlere gönderecek olsam tek bir tanesi sağ çıkamaz" diyordu .

Ermenilerin mal mülklerinin güvence altına alındığı koca bir kuyruklu yalandır, Ermenileri ortadan kaldırma niyetinin en belirgen nedenlerinden bir tanesi zaten Ermeni sermayesini ele geçirmekte. Soykırım da Suriye çöllerine sürülen yüzbinlerce insanın içinde bulundukları sefil durum zaten yağma talanın boyutunu göstermeye yetmiyor mu ? Bugün Erdirne'den Kars'a kadar binlerce Ermeni köyü Müslüman ahali arasında parsellenmiş, Ermeni mülkleri iç edilmiş, Ermeni sermayesinin Envali Metruke kanunları ile nasıl devletin eline geçtiğine dair detaylı belgeler bilgiler verilmiştir.

Tarih boyunca Rusların boyundurluğu altına giren Türk milletlerinin sayısı Ermenilerden fersah fersah fazladır, bu Türk halkları Rus boyundurluğu altına girmeyi bugün bile festivallerle kutlamaktadırlar, Azeriler'den tutun Kazaklara kadar 100 milyon Türki ulus tarih boyunca Ruslara karşı direniş göstermek bir yana her alanda Ruslara tabi olmuştur. Tıpkı Türklerin Ameriken emperyalizmine hizmet etmeleri gibi Ruslara tabi olan Türkler Ruslara hizmet etmiştir, dolayısıyla soykırıma kılıf bulurken Rus yandaşlığını ortaya atarken aynı Rusların İŞİD destekçisi Türk milleti ile Suriye'de kapışmasına ne diyeceksiniz?
Resmi tarihe değil soykırıma uğrayanların anlattıklarına kulak veriniz .
Artemis Diana Notumu tekrar gözden geçirebilirsiniz. Ben tehcirin tarihiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadım. 1915 savaşın başlangıcı doğrudur. Fransızlarında burayı savaşın sonunda işgal ettiklerini söyledim. Yani 1919. Talat Paşa bu konuda günah keçisi ilan edilmiştir. Savaş sonrası kaçtığı Almanya'da tehcire uğrayan bir Ermeni tarafından öldürülmüştür. 
Demokrasiyla övünen bu ülke katil olduğunu açıkça söyleyen bu adamı haklı gösterip serbest bırakmıştır. Eğer Talat Paşa'nın anılarını okursanız. Kendi ağzından tehcire karşı oluğunu soyluyor. Osmanlı mebusan meclisinden bu kanun çıktıktan sonra. "Ben uygulamasını uzun süre engelledim." diyor. Bir Rus komutanin günlüyünden alıntılar yapıyor. Rusların işgal etiği köylerde Rus komutanı hayrete düşüren Ermeni militanların müslüman aileleri nasıl katletiklerini anlatıyor. "Bu olayların üzerüne meclisın ağır baskısı yüzünden tehcir kanunu uygulamak mecburiyetinde kaldık" diyor. Buda gösteriyorki Talat paşa tehcirin tek sorumlusu değildir. Sadrazam olması nedeniyle öyle gözukse bile! Suriye'yi seçmelerinin nedeni güvenli bölge olduğu, Savaşın oraya kadar sışrıyacağını tahmin edemedikleri için. Aynı zamanda Ermenilerin çoğunlukta yaşadığı en yakın bölge. Ateşkes ilan edildikten sonra yasadışı, İngilizler Petrol bölgesi Musulu işgal ettiler. Ortakları Fransızlar sesini çıkarmasınlar diye arpalık olaran Suriye'yi de Fransızlara bıraktılar. Bu olaylar olurken artık Osmanlıda bir devletten bahsedilemez. Meclisin çıkardığı tehcir yasasında belirtilen savaş sonrası mülklerine geri dönecekler. Maddesini uygulayacak ne bir devlet ne de osmanlı mebusan meclisi vardir. İngilizler İstanbu'lu işgal ettikleri gibi mecliside basıp dağıttılar. Suriye'de kendi kaderleriyle başbaşa kalan Ermeniler. Sadece Fransız merhametine muhtaçtılar. Bu emperyalis devlet nekadar merhamet ettiyse artık...! Tehcire tabi olan ermeniler gerçekten yollarda ve gittiklri yerlerde büyük acılar çekmiştir. Yollarda Kürt eşkiyalar önlerini kesip ellerindeki malları alabilmek için onları katletmişlerdir. O bölgede henuz tıren yoluda yoktur aşırı yol koşulları, hastalıklar telef olmalarına neden olmuştur. Bu olay gerçekten bir insanlık suçudur. Telat paşa anılarında bunu da itiraf etmiştir. " Savaş nedeniyle kafilelere yeterince güvenlik kuvveti veremediğimiz için bizim ummadığımız olaylar oluştu. Ihmali olanları yargıladık idam ettik. Ama bu hiçbir şeyi çözmedi" diyor. Bahsettiğin Türk devletlerinin hepsini 1997 yılında gezdim. Hiç biri istedikleri için bolşevik idaresi altına girmemiş bunlar çarlık rusyası döneminde zaten işgal altındaymış. Yoğun mucadele vermişler ama rus boyunduyuğundan kurtulamamışlar. Ruslara hiç biri sempati duymuyorlar. Sadece korkuyorlar. Tehciri uygulayan Enver Paşa savaş sonrası Almanya'ya kaçtıktan sonra Türk devletlerine, Rusyaya karşı yardim etmek için bu bölgeye gelmiştir. Tacekistan'da Ruslara karşı savaşırken öldürülmüştür. Son zamanlarda Gürcistan ve Ukrayna, Özbekistan olaylarını gayet iyi biliyorsunuz. Hepsi hala Rus baskısı altında. Son günlerde Rusya'nın Suriyede yaptiklari zaten kamuoyunun önünde. Tasfif edilecek hiç bir tarafı yok. Bu not çok uzun oldu. Birdahakinde size Tehcir kanununun tam metnini vereceğim. Saygılarımla.
Çetin Tokay Zaten ideolojik ayrımımız "bayan" da başlıyor. Gerisi için bu kadar tez yazmaya bile gerek yok. Gila, Yine de iyi ve gerekli bir bilgi. Okumak istemiyorum ben bu "Rezil ve kepaze" bilgiyi diyene ne denir? Biz demiyelim literatür desin. F klavye hazretleri.
Tehcir Kanunu...
________________________________________

Tehcir Kanunu (resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu )27 Mayıs 1915'de savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce tedbir almak için çıkarılan kanun. Ermenilere uygulanmıştır.

Vakt-i seferde (savaş sırasında) icraat-i hükûmete karşı gelenler içün cihet-i askeriyece (askerî yönden) ittihaz olunacak tedabir (alınacak olan tedbirler) hakkında kanun-i muvakkat (geçici kanun).
Madde 1:
f1. Vakt-i seferde ordu ve kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ve bunlarin vekilleri ve müstakil mevki kumandanlari ahâli tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükûmete (hükûmetin emirlerine) ve müdafaa-i memlekete (ülkenin savunmasına) ve muhafaza-i asayişe müteallik (ilişkin) icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silâhla tecavüz mukavemet görürlerse, derakap (hemen) kuvve-i askeriye (askerî güçler) ile en şiddetli surette te'dibat yapmağa (akıllarını başlarına getirmeye) ve tecavüz ve mukavemeti (direnmeyi) esasından imha etmeye (yok etmeye) mezun (görevli) ve mecburdurlar.
Madde 2:
f1. Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları, icabat-i askeriyeye (askerliğin gerektirdiği kurallara) mebnî (dayanarak) veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kurâ (köyler) ve kasabat (kasabalar) ahâlisini münferiden (tek olarak) veya müctemi'an (toplu olarak) diğer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler.
Madde 3:
f1. İş bu kanun tarih-i nesrinden mu'teberdir. (yayın tarihinden itibaren yürürlüğe girer)
Madde 4:
f1. İş bu kanunun mer'iyyet-i ahkâmina (hükümlerini yürütmeye) başkumandan vekili ve harbiye nazırı memurdur. Meclis-i umumînin (genel meclisin) içtima'ında (toplantısında) kanuniyeti teklif olunmak üzere iş bu lâyiha-i kanuniyenin (kanun metninin) muvakkaten (geçici olarak) mevki'-i mer'iyyete (yürürlük mevkiine) vaz'ini (koyulmasini) ve kavanin-i devlete (devletin kanunlarına) ilâvesini irade eyledim. (emir buyurdum)
13 Receb 1333, 14 Mayıs 1915
Mehmed Reşad
Sadrazam Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Mehmed Said Enver
**İçeriği **
"Tehcir Kanunu" olarak bilinen; fakat geçici kanun mahiyetinde olan ve asıl adı "Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun" 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir[4]. Kanun, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekayi'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir[5].

Söz konusu geçici kanunun birinci maddesi; ordu, kolordu ve fırka komutanlarına, savaş sırasında Hükümetin emirlerine, ülkenin savunulmasına ve huzurun korunmasına karşı çıkanlara, silâhlı saldırı veya direnişte bulunanlara karşı derhal askeri önlem alma, tecavüz ve direniş sırasında isyancıları yok etme yetkisi vermektedir. İkinci madde ise aynı komutanlara, casusluk ve vatana ihanet ettikleri anlaşılan köy ve kasaba halkını, tek tek veya toplu halde başka yerlere sevk ve iskân ettirme yetkisi vermektedir.
10 Haziran'da çıkarılan bir kararname ile, nakledilen kişilerin mallarının nasıl tasarruf edileceği açıklandı. Bir başkan ile, biri idari diğeri de maliyeci olmak üzere iki üyeden oluşan Terkedilmiş Mallar Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyonların amacı boşaltılan köy ve kasabalardaki Ermenilere ait malları tespit ederek, ayrıntılı defterlerini tutmaktır. Bu defterlerden biri bölgesel kiliselerde korunacak, biri bölge yönetimine verilecek, biri de komisyonda kalacaktır. Bozulabilir eşya ile hayvanlar açık arttırma ile satılarak parası korunacaktır. Komisyon gönderilmeyen yerlerde, bildiri hükümlerini bölgelerdeki görevliler yerine getirecektir. Bu malların Ermeniler dönünceye kadar korunmasından hem komisyon, hem de bölge yöneticileri sorumlu olacaktır.

Kanuna tabi olanlar

Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan Halep'teki 26.064 Ermeni nüfusu, göç ettirilenler içerisine dahil edilmemiştir.


Uygulama emirleri, planları

Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinde bulunan Ermenilerin, Musul'un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarında bulunan Ermeniler ise Suriye'nin doğu kısmı ile Halep'in doğu ve güneydoğusuna nakledilmesi planlanmıştır.

Uygulanması

Liste Tehcir edilen Ermeni vatandaşların sayılarını göstermektedir.

tehcirden etkilenen vatandaşlar Şehir Gönderilen Kalan Adana 14.000 15-16.000 Ankara (Başkent) 21.236 733 Aydın 250
Birecik 1.200
Diyarbakir 20.000
Dörtyol 9.000
Erzurum 5.500
Eskisehir 7.000
Giresun 328
Görele 250
Halep 26.064
Haymana 60
Izmir 256
Izmit 58.000
Kaliacik 257
Karahisari sahib 5.769 2222 Kayseri 45.036 4.911 Keskin 1.169
Kirsehir 747
Konya 1.900
Kütahya 1.400
Mamuretülaziz 51.000 4.000 Maras 8.845
Nallihan 479
Ordu 36
Persembe 390
Sivas 136.084 6.055 Sungurlu 576
Sürmene 290
Tirebolu 45
Trabzon 3.400
Ulubey 30
Yozgat 10.916
Toplam 422.758 32.766

 Gila Haddad Böyle hikayelerle insanları ve kendinizi kandırdığınızı düşünürken günlük olarak gazetelerde yayınlanan haberleri neden okuma gereği duymazsınız ?
Mesela Agos da sayısız haber çıkıyor ama okumuyorsunuz ve bu deli saçmalığına inanmamızı bekliyorsunuz . http://www.agos.com.tr/.../ankaradaki-arsivler-acilirsa...

Artemis Diana Cemal Paşa o dönemde Ortadoğuda görevli olduğu için, hatıralarında Suriye'ye gönderilen Ermenilere yardımda bulunduğundan bahseder. Ne yazıkki savaş sonrsı kaçtığı Almanya'dan geldiğı Kafkasya'da yine Talat paşa gibi o da Ermeniler tarafından öldürüldü...! Güzel bir yazı linki koyduğunuz için teşekür ederim Gila Haddad.
Gila Haddad Fotoğrafta görüldüü gibi, acaba ebeveyenleri öldürdükleri Ermeni yetimlerini Lübnan Antoura Yetimhanesinde Halide Edip ile birlikte nasıl Türkleştidiklerini de yazıyor mu ?
Soykırımın maddelerinden biri de "Bir halkın çocuklarını başka bir halka transfer etmektir ".

Vercihan Zifliyan Ne yazık ki tarihçilerin verilerine göre Musa Dağdan kurtulan erkekler Fransızlar tarafından savaşta cepheye sürüldü. Fransa için çarpışanlar cephede yaşamlarını kaybetti. Gerçek tarih çok şey anlatıyor da duyduklarımızla yetiniyoruz.

9 Mart 2015 Pazartesi



                                             İRNOY’lA  DİRNO


               Bir zamanlar İrno’yla Dirno adında iki kardeş yaşarmış. Bazen biri açık göz, diğeri saf davranırmış. Hangisinin açık göz, hangisinin saf olduğu; okuyucunun taktirine bağlı bir şeydir. Annemin anlattığı bu hikayede kimin hangi rolde olduğunu kesin olarak söyleyemeyeceğim.

                Bir gün İrno ormana oduna gitmiş, kardeşine de sen evde dur kapıya göz kulak ol demiş. İrno odun kesip hazırlarken. Bir zaman sonra Dirno çıkıp gelmiş.  Sırtında da evin kapısı. Kardeşinin neden geldin? Sorusuna. Evde boş durmaktan sıkıldım. Sen kapıya göz kulak ol dedin. Bende kapıyı kimse çalmasın diye alıp getirdim. Bunun üzerine bir miktar odun yüklenip, apar topar eve geri dönüyorlar. Kapısı olmayan evin içinde bir şey kalmamış.
                                                                       


                 Ormandan getirdikleri ağaçları kırıp yarmak gerekiyormuş. Irno Dirno’ya  yardım et de odunları parçalayalım demiş. Tamam sen oduna baltayı vur. Bende “hah” derim odun kolaylıkla yarılır.  Bu şekilde Dirno İrno’ya odunları tek başına yardırmış.
                                                                        


                 Gel zaman git zaman İrno’nun karısı ölmüş. Ne yapalım bu ölü karıya diye düşünmüşler. Tirno şöyle bir teklifte bulunmuş. Bu ölü kadın ne yemek yapar ne bir iş görür. İyisi mi  biz bunu pazara götürüp diri kari ile değiştirelim. Cesedi sırtlanıp pazaryerine varmışlar başlamışlar bağırmaya:
                                                              


                   Ölü karıya diri Karı, Ölü karıya diri karı….!

                    Ahali bunları tekme tokat pazaryerinden kovalamış.  Hikayemizde burada bitmiş. Onlar erememiş muradına (Çünkü: Kimse ölü karıya diri karı verecek kadar onlar gibi salak değilmiş.) biz çıkalım kerevetine.

17 Aralık 2012 Pazartesi

MESNEVİ (Facebook Tartışması)

Elife Ozdemir: Olduğum gibi kim görebilir beni
Ne rengim var benim, ne nişanım
Benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama
Hem o sırlarım ben, hem de o sırları saklayanım
Bu gönül ne vakit durulacak bilmem
Ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim
Yürüyüp giden de ben
Ben bir denizim, kendi varlığı içinde taşan
Uçsuz bucaksız, alabildiğine geniş, kıyısız, hür bir deniz..
(Mevlana)

Nurdem Yıldız:Ama Anadolu'nun iktidarini Moğollar ele geçirince, onları hakan kabuleden de benim. Mesnevimi Türk diyarında yaşadiğim halde, en sevdiğim arkadaşım Şems bir Türk olduğu, beni şairliğe yönelten de o olduğu halde, geldiğim yerin lisaninda yazanda benim. Bulunduğum yer Selçuklu Türkleri egemenliği altında olduğu halde, Diyari Rum diye çağıran da benim. Hatta bunu adıma bile ekledin "Mevlana Celalettin Rumi". Nasıl olsa okuduğu şeyleri anlamasalar da bu toplum Arap dininin arkasından gittiği için, benim yazdıklarımı anlamasalar bile benim peşımden gelirler, beni Dünya'ya yuzyıllar boyu, Farisi'lerden daha iyi tanıtacaklarından da eminim. [Not: İşte bunlarda sakladığım sırlardan bazıları.]

Elife Ozdemir: Biliyormusunn Nurdem amca bu şekilde herşeyi düşünmek ya da hiçbirşeyi düşünmemek günümüz insanına ait bir durum... O gönüllerin insanı ve 'Kim olursan gel' diyebilen biri..değil Türk, Moğol ya da Farisi diye ayırmak, o günde İslam'ın en iyi yaşandığı yerlerde yaşamasına ragmen 'hangi dinden olursanız gelin' diyebilen bir insan...böyle söylediği için zaman zaman talebelirini bile karşısında bulan bir insan.. Ki O'nu tanıtmak haa..O'nu tanımayan kendi kaybeder..Nasıl ya da ne şekiklde kaybettiğini de sadece kendi bilir. O'nu okumak gerek Nurdem amca.. Belki bir nebze nasıl düşünecegimizi öğreniriz.. [not: naçizane fikrim budur.]

Nurdem Yıldız Onu çok okudum. Hoşgörüsünede hayranım. Elimde onun Mesnevisi var. Ilk bölümünü kendi yazmiş. O biraz anlaşılır durumda Ney ve kamıştan bahsediyor. Ama diğer bölümleri başkasına dikta ettirimiş, yada başkasının yazdıkları ilave edilmiş. O günlerde ağızdan ağıza dolaşan birsürü hikayeden ibaret. Bu hikayeler o kadar anlaşılmaz durumdaki. Birini yarım bırakıp dığerine başlıyor. Araya uzun şeler ilave ettikten sora gene eski hikayeye dönüyor. Anlayacağın karman çorman şeyler. Anlamaya çalışırsan kafayı yersin. İki senedir elimde hala bitiremedim. Elimde kim görürse ondan birşey anlamadım diyor. Oysaki mesnevi beyitler halınde şiirsel yazılmiş. Türkçeye çevirirken şiirsel anlatılamadığından düz yazı şeklinde çevrilmiş. Onun dönemin de Yunus emre Türkçe, Ahmet yesevi Özbekçe şiirler yazmış. Bu gün hepsi anlaşılır ve kulağa hitap ediyor. Onun "kim olursan ol gel." dediği sadece bir dörtluk. Tek anlaşılan yerde o. O nedenle herkesin ağzında sakız olmuş. Onun dışın da ansiklopedı ebadındakı Mesneviden herhangi bir şey duydunmu?

Nurdem Yıldız: Elife Hanım, Hiç bir şey yazmamışsın. Üstelik bu gün Rumi'nin ölüm yıldönümü. Bari ben birşeyler yazayım. Mevlana'nın Mesnevi'yi Farsça yazmasının iki sebebi var: Birincisi o devirde o bölgede hakim dil Farsçaydi. Selçuklu devletinin resmi dili de Farsçaydi. Halen bu gün İran, Tacekistan, Afkanistan ve Özbekistan'da mesnevi okunuyorsa. Halen buralarda Farsça'nın kullanılıyor olmasıdır. Eger Türkçe yazsaydı bu gün sadece Anadolu sınırları içinde kalıp belki bu güne kadar meşhuriyetini devam ettiremiyecekti. Cumhuriyete geçince Tekke zaviyeler yanında Mevlevi hanelerde kapatıldı. Şimdi onlar müze durumunda. Mevlana'dan yıllar sonra ilk defa Karaman oğlu Memet bey: "Bundan böyle devlete, divanda Türkçe konoşula" diye verdiği emirle remi dil Türkçe olmuştur. Omer Hayyam Horasan bölgesinde doğup yetimiş bir Türk olduğu halde. Oda şiirlerini Farsça yazmıştır. Çünkü ikinci neden Farsça şiir yazmak daha kolay belagatlıdır. Ben İran' da otelde devlet televizyonunu dinlerken milletvekilinin biri o kadar belagatlı konuşuyoruki adamı anlamasamda diva şiiri okuyor niyetine diledim. Bizim divan şiiri Farsça tamlamalarla doludur. Nedim: "Bu şehr-i Stanbulu bi-mislu hezadır. Her karış toprağı Acem mülküne fedadır." Derken Farsça cumle yapısından faydalanmıştır.

12 Şubat 2011 Cumartesi

BARBAR (Facebook Tartışması)

Kaşkarlı Mahmut'un Dünya Haritası

YABANCI
‎"Lehçelerin en yalını, tek dil bilen, Farsilerle karışmayan ve başka ülkelere yerleşme adetinde olmayanlara ait olandır. İki dile sahip ve şehir halklarıyla karışmış olanların ifadelerinde mutlak bir rikkat ( incelik, yapaylık, bozulma) mevcuttur" kaşgarlı mahmud
YABANCI ‎"arabi, farisi bilmem dile minnte eylemem" nesimi
YABANCI ‎"uygurlar türk dili ve çinle ortak kullandıkları ve daha çok yazışmalarda kullanılan dil olmak üzere iki dil konuşurlar ki bu ikincisini rahipler dışında kimse bilmez" kaşgarlı
YABANCI ‎"buraya kadar ismini sıraladıklarım yerleşik olan halklardı. Göçebeler arasında Çömül - bunların kendilerine ait anlamsız bir dilleri vardır, ama Türk dilini de bilirler- ve ayrıca Qay, Yabagu, Tatar, Basmil kavimleri vardır. Bu halkların kendilerine ait bir dilleri vardır ama Türkçeyi de bilirler." kaşgarlı
Hulya Kurt ve fakat ben "rikkat" e takıldım :)
YABANCI parantez içindeki yorum bana ait, demek istediği bu...
YABANCI bir bozulma'yı işaret ediyor mahmudum..
Hulya Kurt parantez içinin sana ait olduğu anlaşılıyor zaten de, takıldığım nokta rikkatin bal gibi arapça olması, "rakik"ten geliyor:) yani farsçadan kaçmak mümkün-mekan dahilinde:)- iken, arapça kaçınılmaz olarak mevzuya dahil oluyor:)
YABANCI bunun sebebi şu. kaşgarlı kitabı zaten araplara yazıyor ve türkçede olmayan kavramlar, hatta çoğu zaman olanlar için de arapça kullanmakta sakınca görmüyor.
Hulya Kurt anlaşıldırıldı, sağol :)
Suat Ergin Ayaz Bu laflar hiç yabancı gelmiyor
YABANCI gerçi hülya, yukarıya alıntıladığım, bir türkçeye çeviridir, ama rikkat sözcüğünü kullandığına şüphe yok..
Dündar Taşer (Besmele)Esirgeyen, koruyan Allah'ın adıyla "Allah'ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim ...kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya naili olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir.."
kitabın bölüm adları orjinal nushasında da arapça kelimelerle isimlendirilmiş, yabancının dediği gibi kitabın başlangıç cümlesinde -son kısım- belirtilmiş bu...
türkler islamiyetten sonra arapçaya mütemadiyyen muhabbet duymuşlar, farisiye ise zaman zaman, bu birazda farsça metnin ne söylediğiyle alakalı olmuş.
Dündar Taşer ha bu arada, üstteki tırnak içindeki yazılar divan-ı lügatiit türk'ün başlangıç kısmıdır.." nooluyo lan" demeyesiniz :)
YABANCI dündar kaşgarlı'nın ne dediği, nasıl bir adam olduğu şahsen çok ilgilendirmiyor beni...onun bugün için paha biçilmez hizmetine bakıyorum... yani dile..bize barbar türklerin dilinin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini çözebileceğimiz bir kaitap bırakmış, işte bu asıl önemli..kitabın belki de en önemsiz yeri önsözüdür...kaldı ki orada da çok önemli bilgiler var..
YABANCI aslında ister amaçlamış olsun ister amaçlamamış olsun, Türklerin nasıl medenileşti-rildi-ğini de pek güzel gösteriyor... önsöz de bir barbarın islamiyetle temasından sonra nasıl kendi soyuna yabancılaştığını gösteren pek çok ipucu taşıyor..
Dündar Taşer ben aslında önsözün(ki o vakitlerde önsöz deniyor muydu kimbilir)
son cümlesini vurgulamak için kopyadım o kısmı..
gelgelelim önsözün, türkün dünyaya karşı duruşunun bin yıl evvelki haliyle şimdiki halini kıyaslama imkanı vermeside hoşuma git...medi değil.
kendimi köklerimle varedebilme imkanımdır kaşgarlı, varolsun.
akademik kısmı dediğin gibi amenna. 
YABANCI fakat bu arapçadan mı etkilendik farsçadan mı kısmı biraz karışık..bildiğin gibi özellikle edebiyatta farsçadan etkilenmişiz, bütünüyle neredeyse...öte yandan türkler farısilerin yaşadığı yerlere "kon"muşlar daha çok...yani demem o ki bugüne de yansıyan etkiler farsçadandır ziyadesiyle...sözcük etimolojisi olarak neredeyse fifti fiftidir ula:)
Dündar Taşer burda ayrılırız, zira barbar bir topluluğun henüz sosyolojinin bilim olmadı, toplumsal hadiselerin kavramlaşıp sistemleşmediği bir çağda, dinini kabul ettiği bir kavme dilini öğretme çabası enteresan..
yani barbar kelimesini batı algısıyla m...edeniyyetin karşısına koyduğunu bilmesem, (lena umay'ın olsan misal) bunu uzunca tartışabilirdik.
Dündar Taşer farisiler cin gibidir yahu..! islam farisilere gelseydi var ya islam coğrafyasında farsçadan başka dil kalmazdı, yoğunluğu ona veririm.
YABANCI durum şo üzredir: kaşgarlı (arkasından aşık paşa, ali şir nevai gelecek misal ama mevlana gelmeyecektir) 11. yüzyıl itibariyle bir kavmiyetçidir, kavminin çok hızlı bir biçimde türkçeyi terk edip arapçayla konuşmasından rahatsızdır...buna hadislerden falan da destek bularak engel olamaya çalışmaktadır bence..öte yandan kaşgarlı barbar değildir o da bir vakıa..ama türkçe bir barbar dilidir..
YABANCI ayrıca kaşgarlı'nın burada "araplarla karışmayan" demeyip "farsilerle karışmayan" demesi bence tarihsel etkilere epey bir ışık tutar.
Hulya Kurt evet tam da bu son yazdığındı dikkatimi çeken aslında... o yüzden rikkatin orijinalde ve/veya çeviride olması benim açımdan ilgi çekici...
alakasız ama bugün çorba- sorbe- şurup-şarap (hatta maşrapa) sözcüklerinin akrabalığına ayıktım :)
Nurdem Yıldız Özbekçe ve Azerice dillerine Farisi dili oldukça fazla karışmitır. Bunun nedeni İranın bu ülkelere komşu olması yanında. Büyük Selçuklular gibi önceki Türk devletleride genelde İranı merkez seçmesinde yatmaktadır.
Dündar Taşer türkçenin haliyle türkün medeniyyet karşıtlığı konusunda bir sorun yok. milli marşındada bu konu bariz işlenmiş, sorun kavramların zihnimize batı formunda nakşedilmiş olması, şimdi ben türkünde bir medeniyyet algısı var desem, ilk yazdığıml...a çelişmiş olacağım, ve tabii seninle yabancı.. :)
durumu şu tespit anlaşılır kılabilir bak: barbar dediğimizde zihnimizde oluşan (belki öyle kodlandığı içindir) moğollar var mesela, gerçekten kendilerine has bir medeniyyet tasavvurlarının olmadığını şimdi ortada olmadıklarıyla ispatlayabiliriz...
fakat türkler hala var, bu türklerin söylendik manada barbar olmadığını izah ediyor gibi.
Dündar Taşer türkleri gayri medeni olarak adlandırmaktansa bu günki medeniyyet diye isimlendirilen tahakküm mekanizmasına alternatif bir tasavvurun sahipleri olarak nitelendirebiliriz.. yani ben öyle yapıyorum
YABANCI ben barbar'ı medeniyetsiz anlamında kullanıyorum..daha önce de söyledim..medenilerin -batısından doğusundan- yüklediği anlamları dışarıda bırakarak, pırıl pırıl..
Dündar Taşer nurdem beyin söylediği coğrafi bir amil olsada bu bölgede farisi ve türk çekişmesi asırlardır kimi açık kimi gizli süregider..
bin yıl evvelinde, farisiyle karışmaya imtina ediliyorsa esaslı bir çekişmedir bu...
YABANCI ama dündar iki ihtimal vazgeçtim tek ihtimal var: sen de medeniyete ve barbara batının yüklediği anlamalar üzerinden bakıyorsun, yani ki medeniyetin iyi bir şey barbarın kötü bir şey olduğuna kanisin. bu nedenle türklerin gayrımedeni oldukları ağrına gidiyor ama benim verdiğim anlamlardan dolayı doğrudan medeni de demek istemiyorsun ve onlar medeni idi ama medeniyetten başka bir şey anlıyorlardı diyorsun... ayvaz kasap bir hesap..
Dündar Taşer yabancı buda bir tasavvur nihayet, medeniyyet sözcüğünü zihnimize nasıl kodladıklarını biliyorum. benim kastettiğim dünyaya karşı duruş alma gibi daha çok kültüre yakın anlamıyla...
böyle dendiğinde barbarlık bile bir medeniyyettir (kültürdü...r)
Nurdem Yıldız Barbar'ı ilk Yunanlılar Yunanıstan'ın kuzeyinde Tuna'nın yukarılarında yaşayan halklar için kullanmıştır. Heredot boyle anlatıyor. Bahsettiği topluluklar. O bölgelerde yaşayan İskitlerdir. Bugün İskitlerin Türk olduğu savunulduğuna göre. Bu kelime Türkler için kullanılmış bir kelimedir. O toplulukları bu günkü anlamda küçültmek için kullanılmamıştır. Bu gün batılılar medeniyetin karşıtı olarak kullanmaktadır.
Dündar Taşer yabancı bunu daha evvelde tartışmıştık, batının bana barbar demesinden gocunmam. medeniyete en karşı olan bir yapının içersinden geldiğimi biliyorsun, yere tükürüp halen kapalı mekanlarda sigara içen bir adamım ben.. :)
YABANCI ama dündar batı'nın bize barbar demesinden gocunmamak ilk aşama, asıl biz kendimize barbar demediğimiz sürece medeni kavramların sulatsından kurtulamayız, kavramları ve kelimeleri de batının sultasından kurtaramayız..öyle değil ?...
YABANCI bence medeniyetle kültürü ayrımak iyi bir kaldıraç olabilir..aynı değillerdir...medeniyette kalıcılık ve tahakküm vardır mutlak ve mutlak surette..kültüde bunlar olmayuptur hattı zatında:)
Dündar Taşer hahahaha.. üstteki yorumumu okudumda, bizim çocuklara maganda diyorlar. barbarız biz yahu reisim ben .. :) kızılderililer gibiyiz hala
(yorumu düzelttim)
Dündar Taşer medeniyyet sözcüğünden vazgeçmemeliyiz diyorum yinede, zira kültür yanlızca o toplumun şahsına münhasır bir kavram, misal türk kültürü dendiğinde içeriği yalnızca bizi ilgilendirir. oysa medeniyyet bugünkü konjüktürde dünyaya söyleyecek bir... sözümüz olduğu iddiasınıda gündeme getirmiş olur ki.. bu bana hep heyecan vermiştir.
heycan deyince aklıma ismet özelin "bugün insanlığın önünde iki yol var ya amerikalı olacaklar yada türk.." demesi geldi.. :)
Nurdem Yıldız Şimdi burada bir kavram kargaşası oluşuyor gibi geliyor bana. Sosyolojide iki karam var "kominite ve sosyete" Kominite de: Toplum düzenini örf ve adetler belirler (Kominal toplumda olduğu gibi), Sösyete de ise moda belirler. Moda değiştikçe, toplum kurallarıda değişir. Burada bir tercih yapmak gerekir. Biz muhafazakarlar gibi örf, adet ve geleneklere bağlımı kalacağız. Fiziğin dediği gibi: "Hiç bir şey duragan değil hareket halıdedir." Yani değişir. Yunanlılar bize barbar dedi diye değişime kapalımı kalacağız. İşte sorun budur.