Hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz.

Bizden de: Çam sakızı çoban armağanı...!

25 Kasım 2023 Cumartesi

Kadın Cinayetleri


Kadın cinayetlerinin nedeninin asıl kaynağını kadınlar kendilerinde aramalılar.
Nazım Hikmet Saman Sarısı şiirinin son mısrasında karısı Vera için, "Başımın belası" diyor.
Kadınlar her belanın başı olduklarını düşünüp, kendilerini bir sorgulamaları gerekir. 
Cırtlak seslerini kullanarak, erkekleri çıldırtıp delirtiyorlar, onları o hale getiriyorlar ki sağlıklı düşünmenin sınırını aştırıyorlar, sonunda da kendilerini öldürttürüyorlar. Erkeklerin hayatını da cehenneme çeviriyorlar. Kendileri ölüp kurtuluyor ama asıl işkenceyi erkekler çekiyor.

Antik Yunanlılar "Pandora denen kadın, kötülük kutusunu açtı. Bütün belaları dünyaya saldı" diyor.
Müslüman ülkelerin kadını kapatması, hatta Afganistan'ın kadını eve kapatmasını <hoş görmesem bile> sadece dine bağlı değil, toplumda huzur bozucu bir nedeni olması gerekir diye düşünüyorum.Orta çağda batıdaki kadınlar da kapalıydı. Halen rahibeler kapalı. Fakat onlar Ronesans'tan sonra din yerine aklı seçti. Kadınlar özgürleşti. Demokrasi gelişti. Kadın cinayetleri gene bitmedi. Sonuçta, din de insanların uydurduğu bir şey. Gökten zembille inmedi. Devire göre uygulamaları değişiyor.

Eski libas gibi aşkın gönlü, 
Söküldükten sonra dikilmez imiş. 
Güzel sever isen gerdanı benli, 
Her güzelin kahrı çekilmezmiş. 
… Sevdiğim değildin böylece ezel
Ömrümün bağına düşürdün gazel
İbrişim'den nazik sandığım güzel
Meğer Polat gibi bükülmezmiş
… Seyrani'nin gönlü gamla yaş imiş
Aşkı sevda cümle derde baş imiş
Ben gönlümü toprak sandım taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş

1 Kasım 2023 Çarşamba

Türklerin ölüye ve mezara verdikleri önem

  •  Erzurum çifte minareli medrese ve kümbeti

  • Erzurum çifte minareli medresenin arka tarafında bulunan kümbetin iki ayrı kaynaktan alınmış bilgi:

Bu kümbetin kitabesi olmadığından ne zaman ve kimin için yapıldığı anlaşılamamıştır. Kümbetin, medrese ile birlikte 13. yüzyılın sonlarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir.
Kümbetin gövdesi, iç içe yuvarlak kemerlerle bezenmiştir. Ayrıca zengin bezemelerle süslenmiştir. Kümbetin üzerini örten kubbesi de külah şeklindedir. Mumyalık kısmı haçvari planlı, çapraz tonozlu olup, üst mekân mihraplı ve içten kubbe ile örtülüdür. Sanduka bulunmayan bu bölüm mescide çevrilmiştir.

Google'ın yapay zekası Bard'ın verdiği cevap:

Evet, Erzurum Çifte Minareli Medresenin arkasındaki kümbette bir ceset bulunmaktadır. Bu ceset, Selçuklu döneminde önemli bir devlet adamı ve komutan olan Emir Saltuk'a aittir.
Kümbet, 12. yüzyılda Emir Saltuk'un naaşını muhafaza etmek için inşa edilmiştir. Kümbetin giriş kapısı üzerinde, Emir Saltuk'un ismi ve ölümüne dair bilgiler yer almaktadır. Bu bilgilere göre, Emir Saltuk 1192 yılında vefat etmiştir.
Kümbet, 1948 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Restorasyon sırasında, kümbetin içinde Emir Saltuk'a ait bir mezar bulunmuştur. Mezar, kümbetin merkezinde yer almaktadır. Mezar, kesme taştan yapılmıştır ve üzerinde Emir Saltuk'un ismi ve ölümüne dair bilgiler yer almaktadır.
Mezarda yapılan incelemeler sonucunda, Emir Saltuk'un naaşının iyi durumda olduğu tespit edilmiştir. Naaşın üzerinde, Emir Saltuk'un giydiği kıyafetler ve taktığı aksesuarlar da bulunmaktadır.
Kümbetteki ceset, günümüzde de ziyarete açıktır. Ziyaretçiler, kümbetin içinde Emir Saltuk'un mezarını görebilir ve onun hakkında bilgi edinebilirler.
Kümbetteki cesedin önemi:
Selçuklu döneminin önemli bir devlet adamı ve komutanı olan Emir Saltuk'a aittir.
Emir Saltuk'un naaşının iyi durumda olması, onun tarihsel önemini göstermektedir.
Kümbet, Emir Saltuk'un hatırasını canlı tutmak için önemli bir yere sahiptir.

Emir Saltuk, Malazgirt savaşında Alpaslan'ın komutanlarından biriydi. Savaşta gösterdiği üstün başarıdan dolayı, Erzurum ve çevresi ona veriliyor. O da Saltuklu beyliğini kuruyor kırk yıl idare ediyor, ölünce bu kümbette gömülüyor.

Büyük Selçuklu dizisinin Pazartesi (6 Kasım 2013) TRT 1'de saat 20:00'de finali var Malazgirt savaşını gösterecek.

Yani koca medrese ve kümbet bir mezarı anlamlandırmak için yapılmış.
Şimdi ise aradan geçen yaklaşık sekiz yüz yıl sonra içinde ceset kalmamış.

Aynı şekilde Timur Kazakistan Türkmen başında şair Hoca Ahmet Yesevi medresesi yaptırıyor. Mezar medresenin bir odasında.
Türkmenbaşı'na gittim mezarı ve medreseyi gördüm. Türkiye Cumhuriyeti restore ediyordu. Sovyet döneminde bayağı yıpranmış durumdaydı.
Bir genç çocuk beni gezdirdi. Hatta kubbelerin oraya çıkardı. Kubbelerin resimlerini çektim. Türkmenbaşın'da insanlar bizim anlayacağımız Türkçeyi konuşuyor.

Hoca Ahmed Yesevi Medrese ve Türbesi

Mezarın bir kümbette değil bir odada olmasının nedeni. Medrese mezardan daha sonra yapılıyor.
Timur Hoca Ahmet Yesevi' in gömülü olduğu yere mezara dokunmadan gördüğünüz medreseyi yaptırıyor.

Mardin'deki Zincirli medrese, Timur Mardin'i kuşattığında medreseyi yaptıran ve Mardin'i savunup Timur'u uzun süre uğraştıran kişiyi Timur Mardin'i ele geçirince o kişinin kendi yaptırdığı medreseye zincirleyerek hapsediyor. Zincirli medrese ismi de oradan kalıyor. O kişinin cesedi de bu medresenin bir odasında büyük bir sanduka içinde. Merak ediyorsanız o kişinin kim olduğunu ve görevini de siz araştırıp bulun...!

27 Ekim 2023 Cuma

Şeytan Köy Bağımlılığı

 


Bu şeytan köy ne menem yerse insanları kendine miknatis gibi çekiyor.

Din kitaplarında anlatıldığına göre tanrının meleklerinden biri olan şeytan Adem ile Hava'yı kandırarak elmayı yedirmiş. Tanrı Şeytanı Cennt'en kovmuş. Arkasından da Adem ile Hava'yı kovmuş. Adem ile Havva cennet anlamına gelen Aden'e (Yahudilerin kendilerine vad edilmiş topraklar dedikleri, Tevrat'ta anlatılan üzün süreli Filistinlilerle yaptıkları bu gün de devam eden savaşların yapıldığı Filistin'e yani Kudüs'e yerleşiyor).  

Cennetten kovulan şeytan Ayvalık şeytan sofrası tepesinde beliriyor, çevresindeki güzellikten sıkılmış olacak ki, buradan atlıyarak şeytan köye varıyor. Bu anı atlama sırasında yaptığı baskı, şeytanın ayak izini burada bırakıyor. 

Şeytan böylece cennete benzettiği, şimdiki Şeytan köye yerleşiyor. Adı da ordan geliyor.

Biliyorsunuz Cennete hüriler, insanlara yardımcı olur onlara Cenneti cennet kılar, burası Şeytan'ın cenneti olduğundan insanları zebanileştirmiş. Onlarda cenneti insanlara cehennem haline getiriyor.

Bunu bilmiyen yabancılar buranın büyüsüne kapılıp buraya bağlanıyor.

Tramp secildiği yıl iskelede oturan bir Amerikalılya rastladım Tramp'ı sevmiyormuş Bandırma'da öğretim üyeliği yapıyormuş.

"Burdan geçiyorduk büyülendik, bir haftadır burdayız. Cennet gibi yer" dedi.

Kumda bıraktığı, benim alıp tamir edip çalıştırdığım deniz moterunun sahibi kaptan dedikleri adam İstanbul'daki evinde kanserden ölmek üzere iken, "Beni Şeytan köye götürün hiç olmasa ölmeden bir gece kalayım" demiş.

Evi köyün girişinde kırk basamak merdivenle çıkılan bir tepe üzerindedir. "Seni eve çıkaramayız" demişler. O da "Bir gece kahveci Feti'nın evinde kalırız" demiş. Getirmemişler.

Yine köyün girişinde bizden sonra yer alıp yerleşen Suleyman dede diye birisi vardı. Hanımla çok iyi anlaşır. O bize bisikle bahçesindeki meyvalardan getirir. Hanımda ona kahve yapardı.

Bir sene çocukları İstanbula gotürdu geç zaman da kaçıp gelmiş. Yapacağı güzel işleri anlatıyordu bunlardan biride balık tutmak oysa yaşlanmış onların hiçbirini yapacak durumda değildi.

Hanim öldükten sonra bir gün yürüyüşten dönünce benim bahçe kapısının önünde beklerken buldum. Baş sağliği diledi. Hanım için "Çok iyi insandı. Gelirdim bana kahve yapardı. Ben yaşlandım meyve getiremiyorum. Gel de topla" dedi. Bende gidip topladım.

Bir sene sonra o da İstanbul'da öldü. Kendini Şeytan köye gömdürdü.

Gelelim Feyza'ya her sene buraya tatil için gelirdi. Genelde bahar ve sonbahar aylarını tercih eder, bir ay gibi uzun süre kalır, çünkü bu aylarda pansiyonlar ucuzdur. Bazan parası yeterli değilse kuma çadır kurardi. Korona virussun olduğu ilk sene çocuğu okula başlaması gerekiyordu. Okullar kapanınca gene geldi. Ertesi yıl korona virüs nedeniyle çadır kurmayı yasakladılar. O da bana arabayı dışarı çıkar. arabada kalalım dedi. Ben arabaya köylüler hasar verdiklerinden çıkaramam, ama bahçede arabada kalabilirsiniz dedim. O da dedikoduyu göze alamıyarak kabul etmedi. Üç yıl şeytan köye gelemedi.

Kocası ölüp maaşına konunca bu sene baharın bir haftalığına gelip pansiyonda kaldı. Çocuğu bu yıl zorunlu olan ortaokula başlaması gerekiyor. Çocuğu okula göndermeyip Eylül'ün ilk haftası gelip Ekim'in 15'ine kadar kaldı. Yağmurlu bir havada baş açık ayak çıplak ayrıldı.(Yazlık ayakkabılarla kaldıkları için çoraplar islanmasın diye çorapları giymemişler.) 

Bu da insanin Şeytan köye tutkunluğuna pes dedirttirecek şey olması gerekir herhalde.

Tanrı, melek, şeytan gibi şeyler insanların ölümün yıkıcı etkisini azaltıp, kendi savunma mekanizmalarını güçlendımek için hayali oluşturdukları kavramlardır. Ben bu hayali biraz ilerleterek Şeytan köy isim hikayesini uydurdum. İsim hikayesi oldukça değişiktir. Burada rumlar yaşadığından ismide Yunanca tepeler arasında vadi anlamına gelen Katatopi'dir. Benim köyüm de tepeler arasında vadi anlamına gelen Gürcüce Sığızır'dır. Tesadüfün bukadarına pes.

Adı Katatopi iken bir dava nedenıyle buraya gelen bir kadı bu günkü yollar olmadığından (Ki onlar 1987'de yapılmış) katır sırtında dağı aşarak bin bir zahmetle gelmiş. "Burası ne menem bir yerdirki buraya Şeytan bile gelemez" demiş.

O gün bu gün adı Şeytan köy kalmış. Cumhuriyetten sonra dağ taş ormanla kaplı olduğundan, adı Ormanlı diye tescillenmiş.


29 Temmuz 2023 Cumartesi

İklim değişikliği yada küresel ısınma



Aşırı sıcakları sera gazlarına bağlıyorlar. (Evet sera gazlarının etkisi vardır. Bunu gözlerimle gördüm. Bursa'ya doğal gaz gelmeden önce hava kirliliği o kadar fazlaydı ki, Ulu dağa teleferikle çıkarken gözlenebiliyordu. Belirli seviyeyi geçince sarı bir hava tabakası Bursa'nın üzerini örtmüş görüyordum. Bu tabakanın altında sıcaktan terliyor, üstünde ise soğuktan donuyordum. Doğal gaz bağlandıktan sonra bu sarı hava tabakası kayboldu. İşte bu sera gazı etkisiydi.) 
Aşırı sıcaklar, galiba daha büyük bir şey. Bence daha çok güneşteki kimyasal reaksiyon değişikliğine bağlı. 10 sene önce Antalyalıları Atilla buraya getirdiği yıl aynı şekilde aşırı sıcaklar olmuştu.
Dün burada 39 derece idi piştik, bu gün üşüyorum. Burada hava kirliliği de yok.
Güneşteki aşırı fisyonik reaksiyonlar (küçük atomların birleşip daha büyük atomun meydana gelmesi yani iki hidrojen atomunun birleşip bir helyum atomu meydana getirmesi. Bunun tersi nükleer reaksiyon oluyor. Bilim bu reaksiyonu gerçekleştirmeye çalışıyor. Henüz verim elde edilemedi.) güneş patlamalarına neden oluyor. Bu da güneşin mevcut enerjisini artırıp çevresinin aşırı ısınmasına sebep oluyor.
Aşırı sıcaklık denizlerin ısınıp buharlaşmasına. Buda aşırı yağışlara neden oluyor.
Son günlerde en çok dillendirilen şey küresel ısınma ve 2023 yılının son yıllarda yaşanan en sıcak yıl olduğu, aşırı yağışlar nedeniyle Pakistan ve Libya'da meydana gelen sel baskınlarında büyük sayıda can kayıplarının meydana gelmesi.
Çocukluğumda yaptığım gözlemlerde dünyadaki iklimin standart olmadığı ve meydana gelen değişliklerdi. Ama bu kimsenin dikkatini çekmiyordu.
İlk ve Orta okul yıllarında okular açıldığı zamanda biz köyde lazutları (Mısırları) keserdik lazutların çalaları (Gövdeleri) kesim zamanında iyice sararıp solardı. Orta okul yıllarında sararma giderek azalırdı. Lise yıllarında aynı zamanda kestiğimiz lazutların çalaları yeşil kalırdı. Bu da iklim değişikliğini gösteriyor. Yani lise yıllarında ilk ve orta okul yıllarına göre havalar daha soğuk geçmiş.
Şimdi haklı olarak soracaksınız neden lazutların sararmasını beklemeden yeşilken kesiyordunuz.
Yeşilken kesince bütün ürün olgunlaşmıyor, çiğ kalıyor. Mısırı ayıklarken her gün bir kazan çiğ mısır pişirirdik. 
Çocuklar hayvanları otlattığından, okullar açılınca bu iş gücü kayboluyor. Lazutları kesince hayvanlar serbest bırakılıyor. Kimsenin göz kulak olmasına gerek kalmıyor.
Yeni araştırmalarda gözlenen, Dünya, Güneş etrafında ki yörüngesinde ufak değişiklikler havaların daha sıcak ve daha soğuk olmasına neden oluyor. 11500 yıl önce buzul çağı yaşanmış bu yörüngede büyük değişiklik olması nedeni ile olmuş, gelecek 11000 yıl sonra eğer emisyon doğal iklim değişimlerini etkilemedi sürece tekrar buzul çağına girileceği tahmin ediliyor. 
 Küresel ısınma geçmişte de yaşanmış. Kuraklıklara neden olmuş. 
Tam evlere yakın bizim arazinin ortasındaki büyük çayır, neden Şahinlerin eline geçmiş. Evleri kayanın eteklerinde olduğu halde gelip bizim kucağımıza yerleşmişler. 
Ninemin anlattığına göre büyük bir kuraklık olmuş insanlar yiyecek bir şey bulamadıklarından süpürge tohumu yemişler. 
Büyük çayır, bir kazan süpürge tohumu ve bir tosun karşılığı Şahinlere satmışlar. Ben çocukken çayırı biçip otunu paylaşıyolardi. Merdan ve kardeşi Vezir kayanın eteğinden gelip oraya ev yaptılar. Galiba diğer ortaklardan hissede almışlar. 
Mısırlılarla Kadeş savaşı sonunda anlaşma yapan, maddeleri yazılı kaynaklara geçen Hititler, birden bire tarih sahnesinden kayboluyor. 
Uzmanlar nedenini Küresel ısınma ve kuraklığa bağlıyor. 
Nil vadisinde ve Dicle Fırat vadisindeki (Mezopotamya) uygarlıkları bu nehirler sayesinde kuraklığı atlatıp hayatta kalıyor. Ama böyle imkanı olmayan Çorum merkezli Hititler tarih sahnesinden siliniyor. 
Hep kafamı kurcalayan bir sorun var; Büyük patlama (Big bang)
Bu teori evrenin genişlediği varsayımına dayanıyor. Eğer evren genişliyorsa bunun bir başlangıç noktası vardır. Bu da büyük patlamadır. 
Böyle bir şeyin olabileceği aklıma yatmıyor. Bu din kitaplarının uydurduğu Tanrı yarattı kavramına bir atıfta bulunmaya benziyor. 
Belki de genel dünya inancıyla ters düşmemek için uydurulmuş  bir şeydir.

Stephan Hawkins bir yazısında bu Vatkanı ürkütmeme ye sebep olmuştur. Demişti.
Başka bir yazısında evrenin çalışması için Tanrı’ya ihtiyaç yoktur demişti.


11 Temmuz 2023 Salı

Ruh ve Tanrı Kavramları


 Bambuya tırmanan azimli fasulye.
Atilla: Minareyi geçmiş 😁

Minareyi kimse geçemez.
O tanrıya doğru yükseliyor. Sadece görüntü minare üzerine düşmüş.
İlk minare benzerini antik mısırlılar yapmışlar. Obelisk,


 Tepesine düşen Güneş ışınları üzerindeki hiyeroglif dua yazılarını yalayarak firavunun ruhuna taşıyor.
Bu arada Ruh ve Tanrı kavramlarını ne  Yahudi ne Hristiyan ne de Müslümanlar icat etmiştir. Bu kavramlar insanlık tarihine lanet antik mısırlılardan geçmiştir. Öldükten sonra ikinci sonsuz yaşamı onlar icat etmiştir. Ölen cesetlerin çürüyüp bozulmasını engellemek için mumyalama tekniklerini geliştirmiş, eğer ceset çürümezse ruh ondan ayrılamaz inancıyla, mumyanın şeklini gösteren shabti veya ushabti dedikleri küçük bir ikonu hazırlayıp üzerine ölünün ismi yazılarak, yüksek sıcaklıkta fırınlarda pişirip porselen yada cam haline getirip mumyanın yanına koymuşlardır. 


Kilden hazırlayıp fırınlamalarının sebebi sağlamlaştırmaktı. Ne kadar sağlam olursa mumya da o kadar dayanıklı olacağına inanıldığı içindi. Kilin içine Lapis Lazuri (Turkuaz) tozu katarak mavi mojayık oluştururlardı. Bu da heykelciyi daha alımlı hale getirirdi. 


Bu büyülü bir ikondur mumyanın bozulmasını engelleyecektir. 
Ayrıca mezara ölünün ikinci hayatında kullanmaya ihtiyaç duyacağı değerli eşyaları koymuşlardır. Mezar hırsızlığını önlemek için, mezar duvarlarına hiyeroglif yazıyla hırsızlar için bet dualar yazmışlardır. Bu bet dualar o kadar meşhurdur ki günümüzde buna, mumya laneti deniyor. Gerçekleşen alışılmadık olaylara mumya laneti diye inanılıyor. 


Ama gerçek yaşam o devirde bile böyle safsataya inanmayan insanlar oluşturmuş, mezarlar soyulmaya devam etmiş. Tek soyulmayan mezar Tutankhamu'nun mezarıdır ki, onun kafasında altın mask bulunmakta idi. 20. yüz yıl kazılarında ele geçirilmiştir.


Firavun Akhenaton güneş tanrısını tek Tanrı olarak kabul etmiş, diğerlerini reddetmiştir. Akhenaton, MÖ 1353-1336 yılları arasında hüküm süren 18. Hanedan'dan bir firavundur. Tahta çıktığında adı Amenhotep IV idi, ancak beşinci yılında adını Akhenaton olarak değiştirdi. Bu isim, "Aton'un hizmetkarı" anlamına gelir. Aton, tek bir güneş tanrısı demektir. 
Antik Mısır'da güzelliğiyle ünlü heykellerde yer alan Nefertiti'de onun karısıydı. Tutankhamu'nun da annesiydi. Yönetimde söz sahibi idi. 


Tek Tanrı kavramı, toplumda kargaşaya neden olduğundan, firavun ölünce yerine geçen oğlu Tutankhamu bütün tanrıları geri getirmiştir. 
Acaba yeniden bütün tanrılarına kavuştukları için mi genç yaşta ölen Tutanghamu'nun mumyasının başına mısırlılar altın mask geçirdiler? 
Şeytan bile günümüze 5000 yıl önce eski Mısır'da icat edilerek gelmiş.
Kötülüğün iblisi Seth (Bu kelime Şeytan'a nekadar yakın ses) güneş tanrısı Horus'un daha çocukken gözünü çıkarmış, Horus'un annesi yardım için bağırmış. Öğrenme ve sıhırbazlık tanrısı Thoth cevap vermiş bilgelik ve  gücünü kullanarak Horus'un gözünü iyileştirmiş. Horus yeniden görmeye başlamış. 
Mısırlılar Horus'un gözunu yapılan binalarda taş üzerine kazmışlar, papiruslara resmetmişler şeytandan gelen kötülüklerden korunmak için. Günümüzde kullanılan nazar boncuğu gibi. (Biliyorsunuz nazar boncuğunda göz resmedilmiştir.) Yani bütün batıl inançların kaynağı antik Mısır.


Yahudiler mısralılarla içli dişli olduğundan bu kavramları mısırlılardan almışlardır. 
Hırstıysan ve Müslümanlar Yahudi hikayelerinin değişik versiyonlarını kendi kutsal kitaplarında oluşturduklarından bu kavramları Yahudilerden almışlardır. 
Hazreti İsa yahudi kültürü içinde büyüdü ve yetişti. Tevrat'ta anlatılan yahudi hikayelerinde kuralların çok katı olduğunu gördüğü için bunları yumuşatmak ve barişçi bir görüş açısı oluşturmak istemiştir. Örneğin; "Birisi sol yanağına vurursa, siz ona sağınida çevirin" demiştir. (Hindistan'da Gandi bu düşünceyi kullanarak pasif direnişle, İngiliz sömürgeciliğine karşi halkı isyan ettirmiştir.) İsyancı diye İsa'yı yahudi kıralı, çarmıha gerip idam etmiştir. Ona inanan 7 havarisi onun düşüncesini yayıp, kitap haline getirmişlerdir. Bu gün dünya nufusunun büyük bir kısmını teşkil eden Hırıstiyan dini ortaya çıkmıştır. 
Hazreti Muhammed'in annesi yahudiydi. Muhammed'de annesinden dinlediği yahudi inanç ve hikayeleriyle büyüdü. Onları kullanarak islam düşüncesini oluşturdu. 
Ünlü Rus yazar Tolstoy, meşhur  (Savaş ve Bariş) romanında kullandığı karakterler için kendi çiftliğinde bulunan insanları kullanmıştır, kiz kardeşleri gibi. İnsan bir düşünceyi oluştururken kendi çevresinden fazla uzaklaşamaz. 
Yahudilerin Tevrat'ı Hazreti İbrahim'in ve sonraki sülalesinin hayat hikayesinden ibarettir
Halikarnaslı (Bodrumlu) Heredot yazdığı tarih kitabında hem Yunan tanrılarından korkuyor, hem de sorguluyor, bu tanrılar nerden geldi diye. Sonunda Mısır'dan geldiğine karar veriyor.
İnsanlar kendi yarattığı Tanrı'larını yaptığı tapınaklarla onların güçlerini kanıtlamaya çalışmışlardır.
Kendi evlerini taş, kerpiç ve ahşaptan yaptıkları halde, tapınaklarını mermerden yapmışlardır. Yüksek mermer sütünlerle göklere yükseltmişlerdır. Sanki göklerde tasavvur ettikleri tanrılarına ulaşmak istemişlerdir.
Böylece büyük ve yüksek inşa etıkleri binalarla Tanrı'larının ihtişamını göstermek istemişlerdir.

Didim' deki Apollon tapinağı

Bu Didim' de ki Apollon tapınağında, İstanbul Sultanahmet'teki Ayasofia kilisesinde hatta Edirne Selimiye camisinde hep böyle sürüp gitmiştir. Bunlar sayesinde, Tanrı'ya karşı insanların inançları perçinlenmiştir.
Bilim ve teknoloji ne kadar gelişse, evren ne kadar keşfedilse insanlar 5000 yıl önce antik Mısır'da kendi yarattığı Tanrı ve boş inançlarından vazgeçmemiştir.

Atilla: Fasulye deyip geçmeyeceksin. Bizi antik Mısıra kadar getirdi.

O da fasulyenin bir çok faydasından biri olsa gerek!

12 Nisan 2023 Çarşamba

Batı madeniyetinin Yünan özentisi

ABD Parlamento binası

Amerika’nın antik Yunanistan’a aşırı ilgileri nerden geliyor acaba.
Hükümet binalarını antik Yunan tapınak mimarisine benzer yapıyorlar.
İç savaş sırasında başkan olan Lincon, savaş sonunda tiyatro izlerken öldürülmüş, Vaşington'da adina yapılan anıt aynı sitildedir. İçindeki tahtta oturan Lincon heykeli, dünyanın 7 harikasından biri olan Jeus heykeline benzetilmiştir. 


Lincoln Anıtı, ABD 'nin başkenti Washington 'da Başkan Abraham Lincoln 'ın anısına yapılmış anıttır. Hoşgörü, doğruluk ve kararlılığı simgeler. Henry Bacon tarafından Atina Akropolisi 'indeki Parthenon 'u anımsatacak biçimde tasarlanmıştır; 13,4 m yüksekliğinde 36 sütunu vardır.
Aya yapılan yolculuklarına antik Yunan mitolojik Tanrı isimleri veriyorlar. 
Apollo (Güneş tanrısı), Artemis (Apollo’nun kız kardeşi, bereket tanrısı).
Başkan Clinkten Yunanistan’da “Ben kendimi Yunanlı hissediyorum.” demişti.
Özgürlük heykeli bile Mitolojik aşk tanrısı Afrodit'e benzetilmiş.
Bu heykel Fransa’da yapılmış. Fransız’larında antik Yunan mitolojisine karşı ilgileri az değil.
Başkentlerine Homeros’un İlyada destanındaki Yunan kralı Menalios’un karısı Helen’i kaçıran Truva savaşına neden olan Paris’in adını vermişler.
Halikarnaslı Herodot yazdığı tarih kitabının ilk sayfalarında anttık çağdaki savaşların büyük çoğunluğu kadın kaçırma yüzünden çıkmıştır diyor birkaç örnek veriyor.
Bunlardan biride Paris’in kaçırdığı Helen olduğunu söylüyor.
Gemilerle kaçırma şöyle oluyor; şehir limanına giren ticaret gemileri alışverişe gelen kadınları, gemiyi hareket ettirip kaçırırlarmış.

Hiyeroglif Yazısı ve Osmanlı Zihniyeti

SultanAhmet meydanında ki Obelisk 

Osmanlı İstanbul'u aldıktan sonra. Sultan Ahmet meydanında at yarışları yapılan antik Hipodromu yıkıyor. Yalnız dikili taşlara dokunmuyor. Orada "Obelisk" denen dört yüzünde hiyeroglif yazı ile süslü Roma döneminde Mısır'dan getirilen dikili taş yüz yıllarca Osmanlıya hiç bir şey ifade etmemiş.
Yavuz Sultan Selim Mısırı fet edince bu hiyeroglif yazılı taştan onlarca görüyorlar, ayrıca anıt mezarlarda daha çok hiyeroglif yazı görüyorlar, ama Osmanlıda hiç bir merak uyandırmıyor.
Ne zaman Napoleon Mısırı işgal ediyor. Kazı çalışmalarına başlıyor. Bu kazılarda bir taş buluyor, (Rozette taşı) bir yüzünde üç dilde; hiyeroglif, Demotik yazı ve Yunan alfabesiyle yazılmış metin var.
Osmanlı Napoleon'u savaşta yenince anlaşma gereği topladıkları savaşta Osmanlıya yardım eden İngiltere ye teslim ediliyor. (Taş şimdi İngiltere'de Britiş muzeum da muhafaza ediliyor.) 
Fransız Şanpolyon denen Adam Yunan alfabesiyle yazılan metni okuyor. O metinde Mısır firavunu Ptolemaios'un ve kızı Kleopatra isimlerin hiyeroglif karşılığını bularak hiyeroglif yazıyı çözüyor.
En üsteki hiyoroglif yazının üst kısmı kopmuş kayıp. Aslında taşın en üstünde fravuna biat eden kalabalığı gösteren kabartma bir resim var. Hiyoroglif yazı resmin altında başlıyor. 
Metinde firavunun başarıları övülüyör. Toplumdaki kerkes okuyabilsin diye üç dilde yazılıyor. Raripler okusun diye Hiyoroglif, halk okusun diye Dometik ve Yunan asıllılar okusun diye Yunanca yazılıyor. 
Rozetta taşi

Sultanahmet'teki Obelisk 'ten İtalya Roma'da bir çok meydan da bulunduğu gibi, Fransa Paris Şan alize meydanında, Avusturya Viyana kraliyet sarayı yazlık bahçesinde de bulunmaktadır. Hepsi Mısırdan götürülmüş.
Champollion, Thomas Young ve William Bankes tarafından yapılan çok 
değerli ön çalışmaları 

    Rosetta Taşı

temel alarak 
Rosetta Taşı'nın bazı parçalarını 1824 yılında çevirerek Antik Mısırcanın Kıptîceye benzediğini ve yazı sisteminin fonetik ve kavramsal işaretlerin birleşimi olduğunu göstermiştir.
Napoleon Mısır'dan dönünce:
"Gittim, gördüm, döndüm" diyor.
Ama bu hareketi Hiyeroglif yazının çözülmesine sebep oluyor.
Bu işte Büyük İskender'in de büyük rölü var. Eğer Mısıra gidip İskenderiye şehrini kurmasaydı. Yunanca mısırda kullanılan yaygın dil olmayacak, Rosetta taşına Yunan alfabesiyle aynı metin yazılamıyacak, Hiyoroglif yazıda çözülemiyecekdi. 
Bizim bütün sırlarımızı hep Avrupalı biri çözmüştür.
Orhun abideleri üzerindeki Göktürkçe yazıyı Danimarkalı Türkolog  Vilhelm Thomsen çözüyor.


Evliya çelebi Seyahat namesinde Manyas gölünden bahsederken üzerinde yüzlerce kuşun çığlıklarla uçuştuğundan bahseder.
Ama Gölün sığ olan kuzey doğu kısmında kuluçkaya yatan çeşitli kuşların bulunduğu yeri. Nazi Almanya'sından kaçan, Atatürk'ün İstanbul üniversitesine yerleştirdiği Alman zoolog profesör Curt Kosswig kuş cenneti diye tescillendiriyor.
Osmanlı askerleri Mısırdaki Sifengin kafasını nişangah olarak kullanıyorlarmış.
Atina Akropol'de içinde heykelin bulunduğu etrafı sütunlarla çevrili Parthenon denen mermer binayı Osmanlı mühimmat deposu olarak kullanmış. Patlama nedeniyle tahribatına sebep olmuşlar. Ben gördüğümde Yunanlılar aslına uygun bütün Akropolü restore ediyorlardı. Bizim Efes'in girişi yıkılmış taş yığınlarla dolu. Akropolde yerde bir tane taş bulamasın. Binalarda kaybolan mermer parçaların, yeni mermerden yapılmış orijinaline uygun parçalar görürsün. Restore çalışmaları olduğundan binaya girip heykelin bulunup bulunmadığını görmedim. Sonradan öğrendiğime göre heykel İngiltere'de Biritish Museum'de imiş. Yunanlılar geri almaya çalışıyorlarmış. 

Olympia'daki dunyanın 7 harikasından biri olan Zeus tapınağındaki Zeus heykelinin akibeti:

Heykel altın ve fildişinden imâl edilmiştir. Zeus'un oturduğu taht, abanoz ağacından yapılmış, altın, fildişi ve değerli taşlardan kakmalar ile süslü hâliyle heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Heykel, Zeus'u sağ elinde zafer tanrıçası Nike ile, sol elinde ise değerli metallerden süslemeler ve bir kartal kakması ile bezeli bir asa tutarken betimlenmekteydi.

Zeus Tapınağının içinde bulunan heykel, tapınağa ancak sığabiliyordu, hatta oturur vaziyette tasvir edilen Zeus, ayağa kalksa tapınağın tavanı yıkılacakmış gibi duruyordu."[2] Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanlar figürleri yer alıyordu. Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Karanlık bir koridordan geçilerek görülebildiği için, parlak fildişi, insanların gözünü alıyor ve derinden etkiliyordu.

Olimpiyat oyunları, 391 yılında Theodosius tarafından putperestlik gerekçesiyle yasaklanınca Zeus Tapınağı da ziyaretten men edildi. "Dünyanın Yedi Harikası" arasında sayılan heykel, Atina'nın ileri gelenleri tarafından, yeni kurulan Konstantinopolis'e taşındı ve orada da 462 yılındaki büyük yangında yok oldu

Bergama'da Almanlar kazı çalmalarıyla buldukları kabartma savaş tasvirleriyle ve mermer sütünlerle süslü narin Apollon tapınağını Berlin'e taşıyorlar. Bergamos müzesi adı altında büyük bir Bina yapıp bunun içinde Apollon tapınağını yeniden inşa ediyorlar göreni hayretler içinde bırakıyor. O yıllar da Abdul Hamit'e "Almanlar bizim bazı taşları götürmek istiyor, sen ne dersin" ediyorlar. 
Abdul Hamin "Almanlar bizim dostumuzdur. Bizde taş çok götürsünler" demiş. Bu harika anıtın yurt dışına çıkmasına izin vermiş.


İşte bizdeki zihniyet bu.
Bergamos müzesinde sadece Apollon tapınağı bulunmuyor, 
Anadolu'dan götürülen başka anıtlar bulunduğu gibi o zaman bizim mülkiyetimizde bulunan Babil şehrinin surlarındaki iri Aslan fiğlerini surlarla beraber Bergamos müzesine taşıyıp yeniden inşa etmişler.