Hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz.

Bizden de: Çam sakızı çoban armağanı...!

30 Mart 2020 Pazartesi

COVİD 19 veya CORONAVİRUS ( Facebook Tartışması)



Artemis Diana Bütün dünya insanları eve kapatıp çalişmayı durdurdu. Üretim olmayınca mevcut gıdamaddeside bitecek. Önce akvaryumdaki balıklar yenecek sonra kedi köpek daha sonrada insanlar birbirini yemeye başlayacak. Bütün dünya kamufle olmuş görünmeyen minnacık bir virüse yenik düştü.
Dünyanın en Güney’inde Arjantin’de arkadaşımla yazıştık. Orda son baharla birlikte soğuklarda başlamiş. Tabi bu arada orda da virüs öldürmeye başlayınca. Onlarda karantinaya girmiş. Bu gidişle bu virüsün Dünyayı terk etmeye hiç niyeti yok. Dünyanın bir tarafında yaz başlarken diğer tarafında kış başlıyor.
1
  • Ayşe Feyza Buldanlı İnsan aklını hafife almayın. Dünya tarihi salgın dolu. Sadece İspanyol gribinden 15 milyon insan ölmüş. Umudu korumak ve insanın dehasına güvenmek gerekir.
    1
  • Artemis Diana Ümit yiğidin kamçısıdır. Umarım sizin dediğiniz gibi olur.
    Eskiden dünyada şimdiki gibi sirkülasyon yoktu. Ölümler kontaminasyonlar lokal kalıyordu. Şimdi öylemi? Üç ay içinde bütün dünyayı sardı. Hızını düşürecek yerde artırıyor.
    1
  • Ayşe Feyza Buldanlı "...Dağına göre kar yağar." Pek tabii ki, 21. yüzyılın gelişmiş dünyasında, böyle bir sirkülasyonda ,doğanın bu kadar tahrip edilmesinden sonra ortaya çıkacak mikroorganizmalar da kuvvetli ve kendisini çoğaltma kararlılığında olacaktır. Lakin... İnsanoğlu, ilk tüberküloz ile nasıl tanıştı ? Sığırları ehlileştirirken... Ağızlarından ve memelerinden geçen bu hastalığı tanımıyordu. Sonra tanıdı ve yendi. Değişim ve dönüşüm dönemindeyiz. Büyük bir salgın olacağı görülüyor. Ama insan aklı bunun üstesinden gelecektir. Doğal seleksiyon gereği, olması gereken yaşanacak. Tam bittiğinde , mutasyon geçirip yine bize uğracak. Bu savaş, akıl, cesaret ve bilimle sonsuza kadar sürer.
  • Artemis Diana İlk çağlardan beri dünyada en çok ölümlere sebep ola hastalık çiçek hastalığı imiş. Çünkü 4000 yıllık Mısır mumyalarında çiçek hastalığının bıraktığı beneklere rastlanmış.

    İlk aşi da bu hastalık için bulunmuş. 18. Yüzyılda bir İngiliz doktor, inekteki
     çiçek sivilcesınden aldığı sıvıyı bahçıvanının 9 yaşındaki çocuğuna enjekte ediyor. Çocuk hastalığa yakalanmıyor. Böylece ilk aşi bulunup eski dünyada hastalığın kökü kazılıyor. Bunu bilen akıllı Avrupalılar hastalığı Amerika’ya taşıyorlar. Bu bakteriye karşı bağışikliğı olmayan kızılderililerin kökünü kazıyorlar.

    Bu yüzden güç ve teknolojiyi elinde tutan İngiliz ve Alman baş bakanlarına güveniyordum. Onların ikisi de virüse yenik düştü. O yüzden benim hiç ümidim kalmadı.
  • Artemis Diana 

    A British doctor named Edward Jenner (1749-1823) wanted to find out if the stories were true. So, he did an experiment on his gardener’s son, nine-year-old James Phipps. Jenner took material from a milkmaid’s cowpox sore and injected it into the child.
  • Ayşe Feyza Buldanlı Bilime ve akla olan güveniniz sebebiyle, ümidinizi en çok siz korumalısınız. Ayrıca Almanya büyük bir ülke. Merkel hükûmetinin, 8 yıl öncesinden hazırlanan raporlar doğrultusunda önlemlerini aldığı ve hastanelerin buna göre güçlendirildiği aktarıldı. Sağlık sisteminin pandemiye hazırlandığı ifade edilirken Almanya'nın şu an için Korona'nın hızını kesmesinde, Meclis'e sunulan bu, “Bilimsel öngörü ve senaryo çiziminin” etkisinin büyük olduğu belirtiliyor.(https://t24.com.tr/.../merkel-e-8-yil-once-sunulan...)
  • Artemis Diana Ayşe Feyza Buldanlı
    Ama virüse yakalanan ilk kendı oldu. Şimdi karantinada. 
    Sen gelde güven!
    1
  • Ayşe Feyza Buldanlı Raporun öngörüsünde ilk aşamada halkın yüzde 8'inin bundan etkileneceği bildirilmiş.Yakalanmama ihtimalinin olmadığını biliyorlar zaten...
  • Artemis Diana 

    Ümit veren bir şey varsa oda dünya nüfusunun gençleşeğıdir. Artık yaşlı Avrupa’dan kimse bahsedemiyecek. Onu da biz göremeyeceğiz.
    1
  • Ayşe Feyza Buldanlı Hep beraber güzel günler göreceğiz...
    1
  • Artemis Diana Burda Darvin’in doğal seleksiyon yasasi devreye giriyor.
    Doğal seçilim güçlü olan hayatta kalacak, zayıflar ayıklanacak.

13 Şubat 2019 Çarşamba

AZERİLERİN TÜTK BAYRAĞINA KARŞI TUTUMLARI


Hamidiye zırhlısı

70'li yıllarda üniversitede öğrenciydim. Aşırı milliyetçi Alparslan Türkeş ve partisi MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) ve onun sempatizanları ortalıkta terör estiriyorlar üniversitelerde öğrenci olayları eksik olmuyor günde 3-4 kişi ölüyordu. Aşırı milliyetçiler Azeri şarkı olan " Çırpınırdı Karadeniz" türküsünü milli marş haline getirmiş. Bütün olaylarda onu kullanıp milliyetçileri şiddete teşvik ediyordu. Türkünün musikisi güzel olmasına rağmen bu nedenle en nefret ettiğim türküydü. Hep merak etmiştin bu türkü neyin nesi nerden geliyor diye. Araştırdım. Birinci Dünya savaşı sonuna doğru 1918 Erivan bölgesinde Ermeni devleti kurulunca, Ermeniler, Azeri katliamına başlamışlar Nuri Paşa Osmanlı ordusuyla o bölgeye gidip katliamı önlemiş, Bu duygusal durumu yansıtan Azeri şair Ahmet Cevat bu şiiri yazıyor. Azeri besteci Üzeyir Bey'de besteliyor. Fakat Türk milliyetçileri besteye sadık kalıp, şiirin bazı kıtalarında değişiklikler yaparak kendi milli marşları haline getiriyorlar.

Milliyetçilerin Yaptığı Değişikliğe göre Şiir:

Çırpınırdı Karadeniz
Bakıp Türk’ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına

Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk’ün bayrağına.

Kafkaslardan esen yeller
Şimdi Sana selam söyler
Olsun bütün Moskof eller
Kurban Türk’ün bayrağına.

Ayrı düştüm dost elinden
Yıllar var ki çarpar sinem
Vefalı Türk geldi yine
Selam Türk’ün bayrağına.

Kafkaslardan aşacağız
Türklüğe şan katacağız
Türk’ün şanlı bayrağını
Moskova’ya asacağız.

Türk eşine, Türk eşine
Kıyar mı hiç Türk eşine
Bütün dünya kurban olsun
Türk’ün Başbuğ Türkeş’ine
Ülküdaşlar dua etsin
Türk’ün Başbuğ Türkeş’ine.

Aynı şiirde Azeri milliyetçileri de değişiklik yapıp. Azerbaycanlı kadın şarkıcı Azer'in okuduğu şiir:
https://www.youtube.com/watch?v=PUcNcS9JUso&list
Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına
Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk'ün bayrağına
Kafkaslardan aşacağız
Türklüğe şan katacağız
Türk'ün şanlı bayrağını
Turan ile asacağız

Azerbaycan bayrağını
Karabağ'da (Karabağ) asacağız
Ahmet Cevat'ın Yazdığı Orijinal Şiir.
Çırpınırdın Karadeniz bakıp Türkün Bayrağına
Ah diğerdim heç ölmezdim düşebilsem ayağına
Ayrı düşmüş dost elinden yıllar var ki çarpar sinem
Vefalıdır geldi giden yol ver Türk’ün bayrağına
İnciler dök gel yoluna sırmalar diz sağ soluna
Fırtınalar dursun yana selam Türk’ün bayrağına
Hamidiye ve Türk kanı hiç birinin bitmez şanı Kazbek olsun ilk kurbanı selam Türk’ün bayrağına
Dost elinden esen yeller bana şiir selam söyler Olsun bizim bütün eller kurban Türk’ün bayrağına
Yeni akite tanıtılan Ahmet Cevat'la ilgili notu buraya koyuyorum:

Çırpınırdın Karadeniz şiirinin öyküsü

Çırpınırdın Karadeniz şiiri, 1914 de Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesini büyük bir merakla ve heyecanla izleyen Azerbaycan şairi Ahmet Cevat Hacıbeyli tarafından yazılmıştır.

11 Ocak 2017 Çarşamba 19:32
Çırpınırdın Karadeniz şiirinin öyküsü
Bu şiir, Nuri Paşa’nın kumandasında Osmanlı askerlerinin Azerbaycan Türklerini Ermeni ve Rus soykırımından kurtarmak için yaptığı fedakârlığa atfen bestelenmiştir. Gence de yazılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nda Ahmet Cevat, Türkiye’ye gelerek Çanakkale başta olmak üzere çeşitli cephelerde Türk düşmanlarıyla savaşmıştır. Ermeni mezalimine uğrayan Kars, Ardahan ve Oltu’ya “Bakü Müslüman Cemiyeti Hayriye'si” adlı kuruluş kanalıyla gelmiş ve uzun süre kalarak, yetimleri ve açları doyurmuş, giydirmiştir.
Ahmet Cevat, o günlerde verdiği mülakatta şöyle diyor:
Bizim Kars ve Ardahan’a gittiğimizden o kadar memnun oldular, o kadar sevindiler ki, gözlerimiz yaşardı. Hepsinin solgun dudağından boyasız bir tebessümle beraber şu sözleri işitiyorduk: “Hamdolsun Allah’a bizim de cana yanandık edenlerimiz varmış. İnsan ölürken de kardeşinin kucağında ölmelidir. Yaşasın kardeşlerimiz:” Bu sözler kardeş yardımına koşan Azerbaycan halkına minnettarlık, şükranlık cevabıydı,” demiştir.
Bu büyük şair, 1937 de Stalin tarafından “Türk casusluğu ve Türklere yardım etme” suçlamasıyla, kurşuna dizilmiştir.
Yeni Akitte "Bir Ermeni Gelin" romanından alınmış, bestecisi Üzeyir beyin bir anı hikâyesinde buraya koyuyorum:
Üzeyir Bey durdu. Kıtayı bir daha okudu. Kâğıda çizdiği resme baktı. Sonra piyanonun üstündeki resme baktı. Taşbasması resim ona Türkiye’den gönderilmişti. Hamidiye’nin resmiydi. Türklerin gururu gemi, Sivastopul’u bombalayan, Yunan Harp gemilerini bombalayan gemi… Odada bulunanlar merak etmişlerdi. Üzeyir Bey, büyülenmiş gibi neye bakıyordu? Herkes ayağa kalkmış piyanonun üstündeki resme bakmaya başlamışlardı.
                                     Hamidiye Zırhlısı
Üzeyir Bey konuklarına “Bugün 8 Eylül” dedi. “Türk Ordusu bir aydan fazladır harp ediyor. Ordularımız İzmir’e yaklaştı diye yazıyor gazeteler. Tanrım sen kötü gün gösterme, ordumuzu muzaffer eyle, kalemizi koru” diye dua etti. Hep bir ağızdan amin dediler.
Üzeyir Bey ayaktayken piyanonun tuşlarına bastı. Bir segâh nağme üstünde parmaklarını dolaştırdı. Sonra oturdu. Gözünü Hamidiye’den ayırmadan tuşlarda parmaklarını gezdirmeye başladı. Yüreğinden gelen coşkuyla Ahmet Cevat’ın mısralarını söylüyor nağmesini çalıyordu. Misafirler büyülenmiş gibi dinliyorlardı. Birden odanın kapısı tıklandı. Çalıp söylemeyi kesti. Gelen yabancı değildi. Can dostu arkadaşıydı. Yeni gelen dost misafir, oradakilerin buğulu gözlerini, titreyen dudaklarını görünce telaşlandı. Konukların ellerini sıkıp, hal hatır sorduktan sonra döndü merakla “Üstat ne oldu? İyi misin?” diye sordu.
Üzeyir Bey, “Hiiç! Dostum iyim. Korkacak bir şey yok merak etme” dedi.
Adam piyanonun başına geldi, notaya baktı, melodiyi içinden okudu, güfteyi görünce çok endişelendi. “Üstat böyle şeyler yazılır mı? Adamı sürerler, hapislerde çürütürler, belki de asarlar” dedi.
“Evet! Dostum deliyim. Burada bulunanların hepsi de delidir. Vatanının, milletinin, namusunun delisi,” dedi. Bu cevabı alan misafir, odadakilere şöyle bir baktı. Hepsi gözlerini yere indirdiler. Cebinden çıkardığı, kırmızı boncuk üzerine ay yıldız işlemeli tespihini öptü.
“Eh öyleyse ben de deliyim! Çal”
Üzeyir Bey, bu şiiri bestelediğinden beri hayatının hiçbir döneminde böyle çalıp söylememişti bu eseri. Odadakiler de katılmıştı hep bir ağızdan üç dört kez çaldılar söylediler. Neredeyse sabah olmak üzereydi. Hiç birinin gözüne uyku girmiyordu. Türk Ordusu Yunan’ı önüne katmış kovalıyordu. İzmir’in kurtuluşu an meselesiydi.
O sabah bir ara konağın önündeki meydanda bir hareketlenme olduğunu fark ettiler. Topluluk gittikçe kalabalıklaşıyor ve evin önüne doğru geliyordu. Halk bağırıyordu. Camı açıp dinlediler.
”Üz-ze-yir Beyyy! Gözümüz aydııınnnn!” Üzeyir Bey telaşlanmıştı. “Ne oldu? Niye bağırıyorsunuz sabahın bu saatinde?”
Kalabalık, hep bir ağızdan haykırdı. “Telgraf geldi, ordumuz galabe geldi! Türk Süvarileri, İzmir’e girmiş, Yunan askeri kaçıyor! Onlar kovalıyorlar!”
Odada bulunanların hepsi sevinç ve coşkuyla birbirlerini kutladılar, sarıldılar, kiminin gözleri dolmuş, elini yüreğinin üstüne koymuş, sevinç çırpıntılarını dinliyor. Kimisi de göz yaşlarını koyuvermişti. Onları boyle etkiliyen eser Ahmet Cevat'n "Çırpınırdı Karadeniz" türküsüydü.
Bu konuda yazılmış ikinci bir şiirde Azerbecanli Şair Talman Hacıev'in şiiridir.
Nuri Paşa ordusuyla Azerbeycan'a girdiğinde askerlerin başinda siyah püsküllü kırmızı fesler vardı. Genceli şair Talaman Hacıev bu manzarayı Gence ovasında görünce orduyu gelincik kaplı tarlaya benzetmiş. Kırmızı gelinciklerde siyah lekeler vardır. Kırmızı festeki siyah püsküller gibi. Azeri dilinde gelinciğe lale dendiğinden, şu şiiri yazmiştır Daha sonra bu "Güzel Laleler" türkü yapılmıştır.

https://www.youtube.com/watch?v=SdVb84RzEgM&list=RDSdVb84RzEgM&start_radio=1

Yazın evvelinde Gence çölünde,
Çılıplar yinede dize Laleler.
Yağiştan ıslanan yapraklarını,
Seripler dereye, düze Laleler.
Hayalimden neler galipte geçer.
Yaz geler ellere durnalar göçer.
Bulağlar semaver ağ daşlar şeker.
Benzeyir çemende köze Laleler.
Meylim özünde kara haldedir.
Hicranın ilacı ilk vüsaldadır.
Ne vahtır aşığın gözü yoldadır.
Bir konağ galesiz bize Laleler.
Bunu biraz anlaşılır hale getirdim.
Ilk baharda Gence ovasında.
Yorgunlar yinede sıra halindeler.
Yağiştan ıslanan elbiselerini,
Dereye düze sermişler Laleler.
İkici kıta anlaşılır durumda.
İçimdeki düşünce kara haldedir.
Üzüntünün ilacı sevgiliye kavuşmaktır.
Çoktandır aşığın gözü yoldadır.
Bize misafirliğe gelin Laleler.
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı döneminde, Ermenistan'la bir yumuşama dönemi başlatılmıştı, hatta Gül Ermenistan'a futbol maçına gitmişti. Buna tepki gösteren kalleş Azeriler geçmişteki yapılanları unutup yukarıda bahsedilen savaşta ölen Türk şehitliğindeki bayrak direklerini dibinden kesip Türk bayraklarını indirmişlerdir.

Azerbaycan'daki Osmanlı şehitliği
Geçen sene Türkiye'nin yardımıyla, Azerbaycan, Ermenistan'dan, Karabağ'ı geri aldı. Şarkıcı Azeri de Çırpınırdı Karadeniz türküsünün son kıtasını değiştirerek;
"Kafkaslardan aşmışız biz.
Türklüğe şan katmışız biz
Azerbaycan bayrağını Karabağ'a asmışız biz." diye değiştirmiş.